Türler Arası Organ Nakillerinin Garip ve Şok Edici Tarihi
Ksenotransplantasyon, yani insan olmayan vücut parçalarının insanlara nakli, son zamanlarda biyomedikal biliminin ön saflarında yer almaya başladı. Geçtiğimiz iki yıl içinde, bir zamanlar pek bilinmeyen bu cerrahi alanı, genetiği değiştirilmiş domuz kalplerinin ve böbreklerinin beyin ölümü gerçekleşmiş hastalara nakledilmesi de dahil olmak üzere birçok önemli dönüm noktasına ulaştı.
Bu başarılar her ne kadar çığır açıcı olsa da, ksenotransplantasyonun etik açıdan şüpheli pek çok yanlış sonuçla dolu ilginç ve uzun bir geçmişi vardır.
İlk belli belirsiz bilimsel girişimlerden bazıları 17. yüzyılda kan naklinin öncülerinden olan Fransız doktor Jean-Baptiste Denys’in çalışmalarıyla başlamıştır. Belgelenen ilk kan nakli girişiminde Denys, kronik ateşi olan 15 yaşındaki bir çocuğa bir koyunun kanını pompalamıştır. Denys’in anlattıklarına göre çocuk “şaşırtıcı” bir şekilde iyileşmiş ve kısa sürede “berrak ve mutlu bir çehreye” kavuşmuştur. Uzun vadeli iyileşme süreci ise gizemini koruyor.
Ancak şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu deneylerin hepsi başarılı olmadı. Denys’in hastalarından birinin ölümünden sonra 1670 civarında Fransa’da ksenotransfüzyonlar yasaklandı.
Yüzyıllar sonra bilim insanları sadece kan değil, doku ve organların da türler arası nakliyle uğraşmaya başladılar. Ksenotransplantasyonun bu ilkel öncülerinden biri, 20. yüzyılın başlarında Paris’te çalışan Rus bilim adamı Serge Voronoff’tu.
“En büyük başarısı”, “yaşama sevincini” kaybetmiş yaşlı erkeklerin taşaklarına şempanze testisi dilimleri nakletmekti. Söylendiğine göre bu ameliyatlardan “önemli sayıda” gerçekleştirmiş ve tabiri caizse tamamen saçmalık olmasına rağmen bunu yaparak bir servet kazanmıştır.
Voronoff’un çalışmalarının bir alıcısı, 1929 yılında Paris’te maymun testisi nakli yapılan ve daha çok “Maymun Jones” olarak bilinen Avustralyalı eczacı Dr. Henry Leighton-Jones’du. Sonuçlardan memnun olarak Avustralya’ya dönmüş ve kendisi de çok sayıda benzer ameliyat gerçekleştirerek Voronoff’un mirasını devam ettirmiştir.
1960’lara gelindiğinde, insan olmayan primatları nakil donörü olarak kullanma fikri, kariyerinin büyük bir kısmını Louisiana’daki Tulane Üniversitesi’nde geçiren ABD’li bilim adamı Dr. Keith Reemtsma’nın hayal gücünü yakaladı. Bu dönemde böbrek nakilleri geliştirilmiş olsa da, ölen insanlardan alınan böbreklerin bulunamaması nedeniyle nakil sayısı son derece sınırlıydı.
Reemtsma bu sorunu çözmek için yaşayan en yakın akrabalarımız olan şempanzelerin böbreklerini kullanmayı araştırdı. 1963 ve 1964 yılları arasında en az 13 insan hastaya şempanzelerden alınan organlarla çift böbrek nakli yapıldı.
Bu nakillerin çoğu reddetme veya enfeksiyonlar nedeniyle başarısız olmuş ve hastaların sekiz hafta içinde ölmesine neden olmuştur. Ancak dikkat çekici bir şekilde, birkaç örnekte sınırlı başarı elde edilmiştir. Reemtsma’nın hastalarından biri dokuz ay boyunca yaşamış ve hatta sağlıklı görünerek öğretmen olarak işine dönmeyi başarmıştır.
Ancak bir gün aniden yere yığıldı ve öldü. Şempanze böbreği sağlıklı görünüyordu ve herhangi bir reddetme meydana gelmemişti, bu da doktorların onun akut elektrolit bozukluğundan öldüğü sonucuna varmasına yol açtı.
Primat kalplerinin insanlara nakledilmesi için çok sayıda teklif bile yapılmıştır. En ünlü girişimlerden biri 1984 yılında Dr. Leonard Bailey tarafından gerçekleştirilmiş ve Bebek Fae olarak bilinen bir kız bebeğe bir babun kalbi nakledilmiştir.
Kız bebek prematüre doğmuştu ve acil ameliyat gerektiren kritik bir kusur olan hipoplastik sol kalp sendromundan muzdaripti. Hiçbir bebek donör kalbi bulunmadığı için Bailey son çare olarak bir plan yaptı: Hastanenin araştırma laboratuvarına gitti ve anestezi altındaki bir babunun kalbini çıkardı. Üst kata geri döndü ve kalbi kızın göğsüne yerleştirdi.
Ceviz büyüklüğündeki kalp atmaya başladığı için ilk başta işe yaramış gibi göründü. Ancak Bebek Fae 20 gün sonra akut ret nedeniyle öldü.
Bu vaka kamuoyunda büyük yankı uyandırdı ve medyada makul bir miktardan fazla tartışma yarattı. Operasyondan iyi bir şey çıktıysa, o da nakil ihtiyacı olan bebekler için daha fazla insan organına duyulan acil ihtiyaç konusunda farkındalık yaratmış olmasıdır.
Bugün bile, ksenotransplantasyon halk arasında kaşları kaldırabilir ve biyoetikçiler hala uygulama ile ilgili ahlaki hususlarla boğuşmaktadır. Bununla birlikte, türler arası naklin bu tarihi örneklerinin, nakil cerrahisi ve biyomedikal bilimdeki onlarca yıllık daha geniş ilerlemelerden yararlanan 2020’lerin ksenotransplantasyonlarından kilometrelerce uzakta olduğunu vurgulamakta fayda var.
Bu konudaki duruşunuz ne olursa olsun, her yıl yüzlerce insanın ölümüne neden olan umutsuz bir organ bağışçısı sıkıntısı yaşandığı bir gerçek. Hala yapılması gereken çok iş olsa da, ksenotransplantasyon bu sorunu çözme ve hayat kurtarma potansiyeline sahiptir.
Kaynak: https://www.iflscience.com
Derleyen: Figen Berber
İngiltere Bilim İnsanları İlk Kez Organ Naklinde Kullanılacak Böbreklerin Kan Grubunu Değiştirdi
