Karanlık Maddenin Tarihi

Kesin bir cevap bulunmamakla birlikte, araştırmalar 19. Yüzyıldan beri hayret uyandırmaya devam ediyor.

Stephanie M. Bucklin

Uzun yıllar boyunca “Karanlık madde parçacık avı” için birçok muhtemel çözümler gözden geçirildi, ama şimdiye kadar, insanlık net bir cevap bulamadı. Karanlık madde bir nötrino1 muydu? Bir axion2 muydu? Yoksa hayal gücümüzün birürünü mü? XENON3’dan ADMX4’e kadar devam eden bu deneylerin bir cevap bulmaya yönelik uğraşlar içerisinde olmasına rağmen bilim insanları ortak bir fikirde anlaşamadılar.

“Karanlık maddenin ne olabileceğiyle ilgili son derece açık fikirli olmalıyız” California Irvine Üniversitesi profesörü James Bullock dedi ve ekledi “Karanlık madde bizim 20 veya 30 yıl önce düşündüğümüzden çok daha ilginç olabilir.”

Bugün karanlık madde konusunda artan kafa karışıklığının çözümü son derece zor olabilir. Son zamanlardaki manşetlerde karanlık maddenin belki de hiç var olmadığı yazılıyor ve hatta kendini bu işe adamış takipçiler bilim insanlarının böyle bir fikri nasıl ortaya attığını dahi sorguluyorlar. Dolayısıyla karanlık maddenin evrendeki yerinin daha iyi anlaşılabilmesi için, bu gizemli madde ile ilgili fikirlerimizin nasıl ortaya çıktığına ve geliştirildiğine dönüp bakmak daha faydalı olabilir- artık karanlık maddenin yoğunlaştırılmış tarihinin dikkatle incelenmesi zamanı gelmiştir.

İlk ortaya çıkış
Karanlık madde ile ilgili en erken kaynak modern anlayış karşısında sadece bir ipucudur. 19. yüzyılın sonlarına doğru, henüz gelişme çağında olan astronomi fotoğrafçılığı gökyüzünün karanlık bölgelerinin yeni görüntülerini yayınladı. Yıldızlar her yöne doğru eşit dağılımlı oluşmamışlardı ve bilim insanları bunun karanlık bölgelerin yıldızlardan tamamıyla yoksun olduğu için ya da bazı soğurgan cisimlerin diğer yıldızları engellediği için olup olmadığını merak ediyorlardı.

Lord Kelvin, İrlandalı -İskoç fizikçi, Samanyolu galaksisinde bulunan karanlık kütlelerin sayısını hesap etme girişiminde bulunan ilk bilim insanlarından biridir. Yıldızların gözlemlenen hız dağılımlarıyla ilişkili hesaplamalar kullanmıştır- yıldızlar hızlı oldukları ölçüde galaksi çekirdeğindeki yörüngelere yerleşirler. Yıldızların hızlarıyla ilgili bu bilgiler galaksi kütle hesabıyla ilgili tahminlerde bulunmasını sağlamıştır. Bu kütle ile görebildiğimiz yıldızlar arasında bir fark vardı. Kelvin, moleküler dinamikler ve ışığın dalga kuramı üzerine verdiği Baltimore konferanslarının birinde “yıldızların bazıları, belki de büyük çoğunluğu, karanlık cisim olabilirler” sonucunu çıkarmıştır.

Henri Poincaré, Fransız matematikçi ve fizikçi, Lord Kelvin’in fikrine 1960’ta yapmış olduğu “Samanyolu ve Gazlar Kuramı” –açıkça ‘karanlık madde’ veya metnin aslı Fransızca olup ‘matièreobscure’ terimini kullandığı- çalışmasıyla cevap vermiştir. Lord Kelvin’in fikrinden etkilenmiş olmasına rağmen, çıkardığı sonuca katılmamaktadır. Poincarébir yazısında “Kelvin’in hesapladığı sayılar teleskoptan elde edilenlerle kıyaslana bildiğine göre ya karanlık madde yoktur ya da en azından parlayan cisimler kadar fazla değildir” demiştir.

ArsHenri
Karanlık Madde Düşüncesini İlk Ortaya Atan Kişi Henry Poincaré.

Poincaré makalesini kesin olmayan bir ifadeyle bitirmişti. Fizikçi, yıldızların güç kaynağını hatalı bir anlayışla desteklemiş ve ölmeden önce “50 milyon yıl” yaşayabiliyorlar şeklinde hesaplamıştı. “Güneşin yaşam döngüsünün bilinen göreli kozmolojik zaman ölçeğinde, ölü yıldızlardan oluşan daha büyük miktarda bir karanlık cismi görmeyi ümit edemeyecek miyiz?” Poincaré bu soruyu yanıtsız bıraktı.

Bu erken dönemde karanlık maddenin gerçekten bilim insanlarının karanlık cisim olarak tahmin ettiği gökyüzündeki ışıksız kalan bölgeler anlamına geldiğini görmek zor değil. Ancak 19. yüzyıl modası olan tek camlı gözlüklerinizi ve şapkalarınızı takın, çünkü gelecek birkaç on yıl karanlık madde ile ilgili anlayışımıza kayda değer değişiklikler getirecek.

Toplanan veriler yeni sorulara öncülük ediyor

İsveç-Amerikan gök bilimci Fritz Zwicky’nin çalışmaları karanlık maddenin eskisinden çok daha fazla bilinmesine yardımcı oldu. Coma galaksi kümesi çalışmalarından sonra, kendisini bir arada tutmaya yetecek kadar “görülebilen madde” içermediğini belirtti. Araştırmalarını yaptığı 800 galaksinin hız dağılımlarının saniyede 80 kilometre olması gerekirken, gerçek değerlerin yaklaşık saniyede 1000 kilometreye kadar ulaştığını farketti. Bu bulgular, yıldızların kendilerini kütle çekim kuvvetinden kurtaracak bir hızla hareket ettikleri anlamına geliyordu.

 

Aslında galaksilerin olabileceğinden daha fazla kütleye sahip olduğunu yalnızca görülebilir maddeyi hesaplayarak açıklamaya çalışmamışlardı. Zwicky, 1933 yılında yayınlanan makalesinde “Eğer bu bilgiler doğrulanırsa, karanlık maddenin ışık yayan kısımlardan çok daha büyük olduğu sonucu bize de sürpriz olacak” yazmıştı. Karanlık madde teorisinde hesaplanan fazladan kütle galaksilerin çekim kuvvetlerini kullanarak nasıl bir arada kaldıklarını açıklamaya yardımcı olur.

Sonraki bulgular, Zwicky’nin kütle-ışık oranını 8 faktör olarak hesapladığını ve bu hesaplamaların karanlık madde miktarının çok büyük olduğuna dair tahminlerde bulunduğunu gösterdi. Zwicky’nin çalışmaları günümüzde bile hala birçok galaksi kümesinin atomlardan oluşmayan kütlelerini açıklayabilmemizin önünü açar. Kendisinden önce gelenler gibi, Zwicky de karanlık maddenin soğuk yıldızlar, diğer katı gök cisimleri ve gazlardan oluştuğunu düşünür. Şuan bile, bilim camiasının kayıp kütle ile ilgili ikna edici bir kanıtı yok.

Galaktik rotasyon eğrilerinin ortaya çıkardığı yeni ipuçları

Kozmoloji (evren bilimi)’nin 1960-1970 yılları arasında gelişmesiyle, Amerikalı gök bilimci Vera Rubin galaksilerin dönme eğrilerinde alışılmadık bulgulara rastladı. Rubin’in birlikte çalıştığı bilim insanı Kent Ford’un geliştirdiği ‘Görüntü Tüpü Spektrometresi’ni kullanarak sarmal galaksileri gözlemlemiştir. Sarmal galaksilerde birçok yıldızın çekirdek etrafına toplandıklarını fark ettiklerinde, bilim insanları kütle çekiminin merkezde yoğunlaştığı şeklinde tahminlerde bulundular.

Gök bilimciler galaksilerin içindeki yıldızların dönme eğrilerine (yıldızların hızı ve merkezden uzaklığı grafiklerine)bakarak, kütle dağılımını hesaplayabilirler. Genellikle, merkezden uzakta olan yıldızlar merkezdekilere göre daha yavaş hareket ederler –mesela, Neptün güneşin etrafında Merkür’e göre daha yavaş hareket etmektedir. Birçok dönme eğrisinde, grafikteki çizgiler yüksek değerlerden başlar ve galaksi merkezinden uzaklaşıldığı doğrultuda düşüşe geçer.

Ancak Rubin çalıştığı sarmal galaksilerde farklı bir şeyler bulmuştu. Dönme eğrileri düşüş yönünde eğim kazanmak yerine düz çizgi seklini alıyorlardı. Bu bulgular, yörüngenin en dışındaki yıldızların merkezdeki yıldızlar kadar hızlı hareket ettiğini iddia ediyordu. Galaksideki görülebilir kütlelerin hızlı hareket eden bu yıldızları bir arada tutmaya yetecek kadar kütle çekim kuvvetleri yoktu. Böylece, Rubin bu galaksileri bir arada tutmaya yarayacak görülebilir maddenin on katı kadar da karanlık madde içerdikleri sonucuna varmıştır. 1970’ler boyunca, diğer bilim insanları da başlangıçta bazı şüpheleri olmasına rağmen bu bulguları onayladılar. Karanlık madde büyük bir hale şeklinde ait olduğu galaksiyi sarmalıyordu.

Böylece, araştırmacılarevrenin sadece görülebilir cisimlerden oluşmadığını doğrulayan bir kanıtta anlaşmış görünüyorlardı. Bu keşif bize ‘Karanlık Madde’ kavramının yavaş yavaş nasıl ortaya çıktığınıgösteriyor. Artık evrenin sadece soğuk yıldızlar ve diğer katı gök cisimlerinden değil, aslında büyük çoğunluğunun karanlık maddeden oluştuğu biliniyor. Ve bu değişim, sahneleri yeni bir oyuncuyla tanıştırıyor: parçacık fiziği.

LUX laboratuvarlarının raflarında birçok kağıttan yapılmış tek boynuzlu atlara rastlanır (Tarih boyunca, karanlık madde çalışan insanlar eğlenmeyi bilmişlerdir)

Parçacık fiziğine giriş

Kahverengi cüce ve kara delik gibi “Büyük kütleli sıkı halo cisimleri (MACHO5)”oluşumlar önceleri karanlık maddeyi oluşturuyor seklinde düşünülüyordu. Ancak birkaç önemli gözlemden sonra yavaş yavaş bu kategoriden düşmeye başladılar. 1990’ların sonlarında, EROS projesinden elde edilen veriler MACHO’ların kütleyi oluşturacak yeterli sayıya ulaşamadıklarını iddia etti. Dahası, yapılan diğer gözlemler karanlık madde kütle çekim etkisinin MACHO’ların yerleştiği galaksinin dış kesimlerinde var olmadığını gösteriyordu.

Konu dışında kalan diğer cisimlerle alışılmamış bir eşleşme ortaya çıktı: parçacık fiziği ve astrofizik. Karanlık maddeden önce, bu iki grup bir diğeri ile ilgili çok küçük bilgiler elde ediyorlardı. Ne zaman ki, 1983’te Fermilab (Amerika Birleşik Devletleri Chicago kentinde kurulan parçacık fiziği laboratuvarı) kendi teorik astrofizik grubunu oluşturdu, birçok bilim insanı ne tür parçacık fiziği problemleri astrofizikçiler yardımıyla çözülebilir diye merak etmeye başladılar. Böylece 1980’lerin sonlarında, henüz keşfedilmemiş olan atom altı parçacıklarının karanlık maddeyi oluşturabileceği fikri gündeme geldi ve bu fikir daha fazla parçacık fizikçisini ve astrofizikçiyi iş birliğine zorladı.

Bu iş birliğinde birden fazla fikir ortaya atıldı: belki karanlık madde elektriksel olarak nötr olabilir, çok zayıf bir şekilde nötrinolarla etkileşim halinde olabilir veya evreni oluşturan son derece hafif temel bazı parçacıklardan oluşmuş olabilirdi. Belki de bilim insanlarının hala keşfedemedikleri süper simetrili bazı ışık parçacıklarından oluşmuştur. Kısacası, bilim insanları MACHO’ların yerine WIMP6’leri çalışmaya başladılar.

WIMP’ler ya da MACHO’lardan hangisi olduğu fark etmeksizin, bazı bilim insanları karanlık maddenin varlığına kuşkuyla bakmaya devam ettiler, belki de ortaya attıkları çekim kuvveti teorisi yanlıştı. Değiştirilen çekim kuvveti teorisi, yeni parçacıklara ya da maddeye gerek olmadan Rubin’in sıradışı verilerini açıklayabilirdi. Karanlık maddeye alternatif olarak MOND7 geliştirilmiştir. Ancak, bilim insanlarının hala MOND’un yer çekimi etkisini zarif ve basit bir şekilde açıklayabilecek versiyonunu geliştirmeleri gerekmektedir.

cobecallouts-karanlık-madde-bizsiziz
COBE uydusu (Cosmic Background Explorer: arka plan kesif uydusu) birkaç cihazdan oluşan büyük bir soğutma sistemidir.

Modern Kozmoloji ve 1992 COBE Deneyi

1980’lerin sonlarında, daha fazla bilim adamı Evren’in büyük çoğunluğunun soğuk ve yavaş hareket eden karanlık madde içerdiği fikrini daha kabul etti. Ve son zamanlarda yapılan deneyler sadece bu fikri destekleyen veriler elde ettiler.

Bu fikirlerden en önemlisi, 1990’larda John Mather ve George Smoot’un kozmik mikrodalga arka planı ışıması (CMB) yapabilen COBE8 çalışmalarıyla yeni bir çağ başlatmasıydı. CMB (kozmik mikrodalga arka plan ışıması), Evren’in ilk oluşumunun kanıtı olan büyük patlamadan geriye kalan elektromanyetik ışınlardır. Daha önce elde edilen verilere göre, CBM’nin düzgün ışın dağılımları, Evren’in düzgünlüğünün kanıtıdır. Ancak daha küçük ölçekte elde edilen veriler Evren’in dümdüz olmadığını, galaksilerin oluşturduğu boşluklar ve yığınlarla daha yumrulu bir yapıya sahip olduğunu gösteriyordu. Evren’in genişlemesinin mümkün bir açıklaması vardır: Evren’in oluşumunun erken dönemlerinde,büyük patlamadan hemen sonra,oluşan kuantum dalgalanmalarının varlığı, bugün gözlemlenen yumruların oluşmasına sebep olmuş olabilir.

Mather, Smoot ve ekibi bu teoriyi kanıtlamak için CMB’deki çok küçük dalgalanmaları bulmaya çalıştılar. 1992’de COBE ekibi miniskül (çok küçük boyutlarda) sıcaklık dalgalanmaları keşfettiklerini duyurdular. Yaptıkları ölçümlere göre Evren’in erken evrelerinden, genişleme öncesi, geriye kalan dalgalanmalar sadece yüz binde bir ölçekliydi. Ve kozmolojinin yeni çağı doğmuştu.

Yrd. Doç. Dr. TracySlatyer, MIT (Massachusetts InstituteTechnolgy) Fizik Bölümü, CMB’den elde edilen verileri çok kapsamlı şekilde araştırmıştır. Dr. Slatyer, 1990’larda modern kozmolojinin yükselişinin birkaç bilim insanının bulduğu olağan dışı verilerle karanlık madde fikrinin sağlamlaşmasına yardımcı olduğunu söyledi. Böylece genişleme kuramı yeni verilere uymaktadır. Yani Evren’in görülebilir maddeden çok daha fazla maddeden meydana geldiği fikri, CMB’den toplanan verilerle örtüşmektedir. Aksi takdirde, içinde bulunduğumuz Evren’in büyük kütlelerin gelişmesine yetecek kadar zamanı olmayacaktı.

Ancak yeni çalışmalar karanlık maddenin görülebilir madde ile nasıl etkileştiğini açıklamaya çalışan çok daha da çekici kanıtlar sunmaktadır.

Kurşun Kümesi

2006’da Harvard Üniversitesi bilim insanları Chandra teleskobundan muazzam bir olay gözlemlediler: iki galaksi kümesinin çarpışması.  Bu çarpışmadan geriye görülebilen ve görülemeyen maddeler ortay çıktı.

 Çarpışmanın nasıl oluştuğuyla ilgi animasyon:

bullet

Çarpışma sonrasında, galaksiler mavi bulutumsularla gösterilen uzak yörüngelere hareket etmektedirler. Çarpışmanın etkisiyle yavaşlayan ve görülebilir maddenin en yoğun bulunduğu merkezde kalan gaz bulutları X-ray ışınları yaymaktadır. Öyleyse, patlamadan sonra karanlık madde neredeydi? Bilim insanları karanlık maddenin gaz bulutlarıyla etkileşime girmediği, onun yerine patlamayı aşıp galaksi kümelerinden mavi bulutsuların bulunduğu dış yörüngelere hareket ettiği varsayımını ortaya attılar.

Bilim insanları, maddenin büyük çoğunluğunun görülebilir maddenin yoğun olduğu kırmızı bulutsularda değil, galaksi kümelerinin yakınlarında olduğunu kütle çekimsel mercekler kullanarak belirlediler. Böylece galaksi kümeleri, karanlık madde ve görülebilir madde olarak ikiye ayrıldılar. Bulgular, bilim insanlarının daha önce buldukları kanıtları destekler nitelikteydi.

Birçok bilim insani için, sonuçlar karanlık maddenin varlığıyla ilgili araştırma sürecini yavaşlatan şüpheleri aydınlattı. Ve karanlık madde avı resmen başladı. Artık bilim insanları yürüttükleri inovatif deneylerle bu gizemli maddenin varlığıyla ilgi ipuçları peşindeler.

detector_kara_madde_bizsiziz
Lux, Ksenonkaranlık madde detektörü.

Modern Araştırmalar: Saçılım Analizi

Bu deneylerden biri,benzer karanlık madde parçacıklarını saptamayı amaçlar. Bu yöntemi kullanan en iyi bilinen iki başlangıç deneyi LUX ve XENON’dur. İki deneyde de, bilim insanları büyük detektörleri sıvı ksenonla doldururlar. Daha sonra, ksenon atomunun çekirdeğiyle nadiren etkileşime geçen WIMP patlamaları sonucu oluşan sinyalleri araştırırlar. Detektör atomlara verilen enerjinin ürettiği fotonları saptar.

Şimdiye kadar, bilim insanları henüz aradıkları fotonlara rastlayamadıysa da, bu deneyler karanlık maddenin muhtemel özelliklerinin sınırlandırılmasına yardımcı olur.

Columbia Üniversitesi fizik profesörü ve XENON deneyi lideri Elena Aprile, “Karanlık maddeyi deneysel olarak bulmak gittikçe zorlaşıyor” dedi. XENON deneyi birden fazla tekrarlar yakalayabilmiş olsa da WIMP parçacığından sonra herhangi bir bulguya rastlanmadı. Ekibin bir sonraki deneyinin, XENONnT, başlama tarihi 2019 olarak planlandı.

“Açıkçası hepimizin düşüncesi bu hikayede sona yaklaşıldığı şeklinde. Aynı zamanda neyi nasıl yaptığımızla ilgili bildiklerimizin limitlerini de zorlamaya devam ediyoruz” dedi Dr. Aprile ve ekledi “İnsanların WIMP’le aralarında duygusal bir bağ oluştu. Bu parçacığı gerçekten seviyor muyum? Artık ilerlemenin vakti geldi mi? Bu düşünceler gerçekten çok sinir bozucu?”

Aprile başarıya ulaşmak için hala çok kararlı. Karanlık maddenin mümkün olan ilk kanıtının ekibi tarafından bulunmasını istiyor. Ve “Kolay kolay pes etmem” diyor.

Yok oluş ve Çürüme

Diğer araştırmalar, karanlık madde parçacıklarının çarpışmalarına ve görülebilir madde gibi bir kısmının ortadan kaybolmalarına yönelik olasılıklara odaklandılar. Eğer bu doğru ise, patlamaların ürettiği elektronların karşı parçacığı olan pozitronların oluşturduğu fazla enerjiyle, karanlık maddenin daha yoğun bölgelerine ait kanıtlar elde edilmesi sağlanabilir.

Bilim insanları, bu fazla enerjiyi ilk olarak 2008’de Rus-Avrupa ortak yapımı PAMELA uydusundan aldıkları verilerle ve daha sonra 2013’te Alfa Manyetik Spektrometre ile tespit etmeyi başardılar. Ancak, bu fazla enerjinin gerçekten karanlık madde parçacıklarının patlamasından mı kaynaklandığını ya da daha az ilgi çeken bir çeşit nötron yıldızları olan pulsarlardan mı kaynaklandığını henüz tam olarak belirleyemediler. Ayrıca 2013’te gözlemledikleri bazı parçacıkların enerji frekanslarının karanlık maddenin varsayılan davranışlarına uymadığı verilerini elde ettiler. Bu enerjilerin karanlık maddenin kanıtı olma olasılığı ortadan kalkmasa da, daha az olası hale getirmiştir.

ADMX_interior_bizsiziz
Axion karanlık madde deneyi (ADMX) iç kısmı.

Axion Deneyleri

Deneylerin bir diğer türü ise axionları arıyordu. Axionlar, fizikteki çekirdek kuvvetini içeren başka bir problemi çözmek için ortaya atılan kuramsal temel parçacıklardır. Axionlar elektriksel olarak nötrler’dir, ışık gibi maddelerle etkileşimleri çok zayıftır ve bu özelliklerle karanlık maddeyi oluşturan parçacıkların en kuvvetli adayı olma mertebesine yükselmişlerdir.

Dahası kütleleri çok dar bir aralıkta olduğu için axioların karanlık maddeye uygunluğunu anlayabilmek ve bu kuramın doğruluğunu test etmek daha kolaydır.

Bu deneylerin ilki CERN Axion Güneş Teleskobu deneyidir. Axionlar ışık fotonlarına, ışık fotonları da axionlara dönüştürülebiliyorlar. Böylece güneşten gelen parçacıkların ışık dağılımları ölçülebilecek ve axionlara dönüştürülebilecek. CERN Axion Güneş Teleskobu axionları Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki çift uçlu mıknatısı kullanarak bulmayı hedefliyor. CERN Axion Güneş Teleskobu şimdilik axionların özelliklerini belirlemede kullanılabilse de karanlık madde olup olmadığını anlamamıza yetecek kadar hassas ölçümlere sahip değil.

Bir diğer deney de Washington Üniversitesi’nde yapılan Axion Karanlık Madde Deneyi (ADMX). Eğer gerçekte varlarsa, Samanyolu’nda bulunan karanlık madde içindeki axionların Dünya’dan sürekli geçiyor olması gerekiyor. ADMX bu parçacıkların ışık fotonları içinde çözünmesini ve Radyo Frekansı (RF) ile saptanmasını hedefliyor. Araştırmacıların karşılaştıkları en büyük zorluk arka plan görüntüsünü düşürüp en düşük sinyalli fotonu ölçmeye çalışmak.

WIMP (Zayıf Etkileşimli Büyük Kütleli Parçacıklar)’in ötesine geçmek

Karanlık maddenin keşfi sırasında bazı araştırmacılar alternatif kuramları inceliyorlar. James Bullock,MOND’un belli başlı bazı galaksilerin rotasyon hızlarını açıklayan çok güçlü bir model olduğunu söyledi. “Benim gerçekten çok dikkatimi çeken bir şey. Ve bu halının altına süpürülecek bir şey değil.” Bullock, MOND kuramının kabul edilebilmesi için kozmik mikrodalga arka planı ışıması gibi büyük çaplı gözlemleri açıklamada daha yeterli olması gerektiğine dikkat çekti.

Diğer olasılıklar neler? Karanlık madde aslında başlangıçtan beri var olan bir dizi kara delik veya kuantum alandaki topolojik kusurlar olabilirler. Ya da yer çekimiyle ilgili ortaya atılan yeni fikirler, karanlık madde ile ilgili düşündüğümüz her şeyi mağlup edebilir.

Bullock “Sanıyorum, gerçekten çok açık görüşlü olmalıyız. Topladığımız bütün veriler karanlık madde sadece WIMP parçacıklarından oluşmak zorunda bile dese, “Daha başka ne olabilir? Daha derinlerde neler var?” sorularını sormaya devam etmeliyiz.

Şimdilik en iyi cevap bir cevabımızın olmadığı. Belki LUX laboratuvarındaki görüntü, durumu en iyi anlatan görüntüdür: derin yeraltı. Araştırmacılar tesisin her yanına onları karanlık madde parçacıklarına götürsün diye tek boynuzlu atlar yerleştirdiler.

Ama önümüzdeki bir kaç yıl karanlık madde tarihindeki tecrübe edilen en heyecanlı zaman olabilir. Yapılan birçok deney ve yeni verilere rağmen, karanlık maddeyi hiç bir zaman bulmaya tam yaklaşamayacağız ya da aramayı hiç bırakmayacağız.

Stephanie M. Buckle (@smbucklin)’nin Harvard Üniversitesi’nden Tarih Bilimleri bölümden mezundur. Yazarın diğer yazıları Astronomy.com, Live Science ve NY Mag de yayınlanıyor. Boş zamanlarında çocuk kitapları da yazmaya devam ediyor.

Notlar

1 Nötrino: elektriksel yükü sıfır olan, maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşime girmeden geçebilen elektronlardan daha küçük parçacık
2 Axion: evreni oluşturan temek parçacıklardan biri
3 XENON: Ksenon deneyi: İtalya’nın GranSasso dağı yakınlarında bir laboratuvarda bilim insanlarının karanlık madde parçacıklarını bulmaya yönelik başlattıkları proje
4 ADMX: Axion karanlık madde deneyi: Washington Üniversitesinde bütün dünyadan bilim insanlarının birlikte çalıştığı karanlık madde parçacıklarının bulunmasına yönelik yapılan proje
5 MACHO: massivecompact halo objects (Büyük kütleli sıkı halo cisimleri)
6 WIMP (Weakly Interacting MassiveParticles: Zayıf Etkileşimli Büyük Kütleli Parçacıklar)
7 MOND (ModifiedNewtonian Dynamics: Modifiye edilmiş Newton Dinamikleri)
8 COBE (COsmic Background Explorer: Kozmik arka plan ışıması kâşifi)

Kaynak:https://arstechnica.com/science/2017/02/a-history-of-dark-matter/

Çeviri:Mediha Gürel

 

 

 

59 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
14 + 17 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.