Beynimizin Duygu Fabrikası Olan Limbik Sistemin Varoluşumuzdaki Önemi

Beynimizin Duygu Fabrikası Olan Limbik Sistemin Varoluşumuzdaki Önemi

Beynimizin Duygu Fabrikası Olan Limbik Sistemin Varoluşumuzdaki Önemi

İsminin yarattığı etki oldukça sevimli olan bu ‘limbik’sistem nedir? Son yıllarda birçok alanda adını duymaya başladık. Herkesin anlayacağı bir dille size limbik sistemi anlatmaya çalışacağım. İsmi kadar sevimli mi? İsterseniz, yazıyı okuduktan sonra buna siz karar verin.

Limbik Sistem, bizlerde ve hayvanlarda bulunan ve duygularımızın oluşumunu sağlayan bir yapıdır. Talamus, hipotalamus, epifiz, bazal ganglionlar gibi beynimizin iç kısmını oluşturan parçalardan biridir. Kendisi, prefrontal bölgeye bağlayan  gyrus cinguli, korku ve kaygı merkezi amigdala ve haz ve bağımlılık merkezi kabul edilen nucleus accumbens/NAC limbik sistemin parçalarıdır.

Bu sistem ayrıca ‘animal brain’ olarak anlandırılır. Aynı sistem hayvan beyninde de yer alır. Hayvanın temel içgüdüleri buradadır. Bir hayvanın tehdit altındayken, karşısındakine saldırması bu sistem sayesinde gerçekleşir. Yalnızca tehdit durumlarının algılanmasında değil; ayrıca geçmişte yaşanmış olumlu ve olumsuz durumlarla ilişkilendirerek yeni duruma karşı duygu veya tepki geliştirilmesinde rol oynar. Örneğin; daha önce bulunduğu arazide etine doygun ceylanlardan oluşan bir sürü ile karşılaşan bir kaplan, o bölgede yeniden av elde edebileceğini amigdala ile tecrübelerini ilişkilendirerek anlayabilir. Olumsuz bir örnek olarak bir farenin kedi ile karşılaşabileceği ortamları bilmesi ve tehlike oluşturabilecek mekanlardan kaçınması da yine amigdalanın yardımı ile gerçekleşir.

Neuroimaging study finds heightened brain response to seeing people of a  different ethnicity

İlk defa 1939 yılında Heinrich Klüver ve Paul C. Bucy’ nin maymunlar üzerinde yaptığı deneyde limbik sistemde yer alan; badem şeklindeki amigdala çıkarılmış ve maymunların davranışları gözlemlenmiştir. Bu araştırma sonucunda, amigdalasız maymunların korkusuz davrandıkları ve ayrıca hiperseksüel eylemlerde bulundukları tespit edilmiştir.Sadece korkuyu değil, cinselliğin bir bölümünü de amigdala yönetiyor.Hayvanlar üzerinde yapılan bu deneyde yaşanan durumun bir benzeri insanlarda da görülüyor. Bazı insanların amigdalasında kalsiyum birikmesi veya doğuştan amigdala anomalilerinin mevcut olması, onları daha cesur kılabiliyor. Bu tür insanlar tehlikeli ve güvenli ortamları ayırt edemeyebiliyorlar.

Daha önce 44 yaşında bir kadında yaşanan bir hadiseyi bu duruma örnek olarak gösterebiliriz. Kadının hastanede keşfedilen korkusuzluk (gereksiz cesaret) durumu anlaşılıyor ve kendisi örümcek ve yılanlarla birlikte bekletiliyor, yine kendisine birtakım korku filmleri izletiliyor. Normal insanlarda verilen irkilme veya geri çekilme gibi ani tepkiler oluşmadığı gözleniyor. Genetik bir bozukluk nedeniyle oluşan Urbach Wiethe Lipoid Proteinozis isimli bir hastalığa sahip olan bu kadın, hastalığı sebebiyle amigdalasında bir hasar oluştuğu ortaya çıkıyor. Doktorlar hastayı korkutabilmek için az önce bahsettiğimiz yöntemler dışında, onu boğazına bıçak dayanan bir hırsızlık olayının ortasında bırakıyorlar. Hasta yine sakin kalıyor ve sonunda hırsız, kadının sakinliği karşısında ürküp onu azad ediyor. En nihayetinde Wisconsin – Maddison Üniversitesi yaptığı bir çalışmayla bu  kadını ve aynı hastalıktan muzdarip iki kişiyi korkutmayı başarıyor. Bunu nasıl mı yapıyor? Hastaları CO2 gazına maruz bırakarak, nefeslerini kesiyor. Dış tehditlerden etkilenmeyen bu hastalar, hayatta kalma içgüdüleri ile oynandığında ise tepki veriyorlar. Bu deneyde amigdalanın dış tehditlere tepki vermeye yarayan bir bölüm olduğu anlaşılıyor. Ayrıca deneylere katılan sağlıklı bireylerde karbondioksit deneyine, hastalar kadar ağır tepkiler verilmiyor. Bu amigdalanın yalnızca korkuya değil; korkuyu yönetmeye de etkisi olduğunu kanıtlıyor. Şu an içinizden ‘Alın bu amigdalayı benden ! Hiçbir şeyden korkmak istemiyorum. ‘ diyenler olabilir. İşte onlara cevaben; amigdala yoksunluğu veya anomalisinde nöropsikiyatrik bozukluk, aneksiyete bozukluğu, bağımlılık, otizm gibi psikiyatrik bozukluklar görülebilir.

Beynimizde Neler Oluyor: Limbik Sistem #2

Normalden büyük amigdalaya sahip olmak da; bipolar bozukluğa yol açabilir. Bir de doktorların ‘amigdala hijack’ olarak adlandırdığı bir terim vardır ki; çevremizde azımsanamayacak sayıda örnekle ile karşılaşabiliriz. Mesela; trafikte arkasındaki aracın yolunu kesmiş, camları kapalı araca saldıran ve sürücüye bağırıp çağıran birini görürseniz, şiddete yatkın veya aniden parlayan bir insan görürseniz, o kişi amigdalası ile içgüdüsel tepkiler vermeye alışmış kişidir. Olaylara tepki verirken nöronlarımızı, sinaplarımızı, selebral kortekslerimizi kullanmalıyız. Amigdala tek başına tüm davranışları idare edemez!

Bu saydığımız hastalıklar görülmese bile, emniyetimiz veya güvenliğimiz açısından korkularımızı düzenleyen amigdalamızın olması oldukça sağlıklıdır. Ömrümüz yaşanacak kaza ve belalardan ötürü çok daha kısa olurdu. Türümüzün ve diğer hayvan türlerinin devamlılığı tehdit altına girerdi. Bu da amigdalasız olmanın bir diğer olumsuz yanıdır.

Gyrus Cinguli, limbik lobu oluşturan bir diğer parçadır. Singulat Korteks  olarak bilinir. Her iki serebral hemisferin orta kısmında, Korpuz Kallozum üzerinde kemer gibi uzanan ve ondan kallozal sulkus ile ayrılan selebral korteks şerididir. Gyrus Cinguli, limbik sistem ile neokorteks arasında bağlantı kurar. Bilişsel işlevlerimizi düzenler. Amigdala ve hipokampüs hayvanların beyni ile bizim beynimizde aynı işlevleri görür. Fakat bu korteks, beynin diğer bölümleri ile bağlantı sağladığı için bizi hayvan beyninden ayırır. Akıl yürütmek, soyut kavramsal sorgulamalar yapmak gibi üst düzey bilişsel davranışlardan sorumludur. Bağlantı kurma ve denetleme yetisinden ötürü, Limbik sistemdeki yönetici pozisyonunda Gyrus Cinguli vardır diyebiliriz. Eğer beynin bu kemer şeklindeki parçasında herhangi bir bozukluk olursa, kişi her şeye karşı ilgi ve alakasını kaybeder. Gelecek endişesi taşımaz.

Açıklama yok.

Gelelim, limbik sistemin son bileşeni nucleus accumbens diğer adıyla Accumbens Çekirdeğine! Burası beynimizin ödül ve zevk merkezidir. Bağımlılıklarımız burada şekillenir. Bir nöronlar topluluğudur. Yaşanılan deneyim hoşa gidiyorsa, dopamin salgılamaya beyin bu bölgede başlar. Dopamin bizim bir eyleme olan motivasyonumuzu arttırır. Genelde bir işi sürdürebilme yeteneğimizin kaynağı dopamin transmitteridir. Beyin haz duyduğu eylemi tekrar etmek için ısrarcı olur.Eğer bazı nesnelere, duygulara ve eylemlere bağımlı oluyorsak bu tamamen accumbens çekirdeğinin işidir. Dopamin salgılanmasıyla yapmamız gereken işe karşı motivasyon kazanır, yemek-uyku-entelektüel aktiviteler-cinsellik… vs gibi tekrar edilmesi gereken eylemleri gerçekleştiririz. Bir projeyi bitirmek için gerekli olan sabrı ve azmi onun sayesinde gösteririz. Ancak aşırı dozda ve sürekli tekrarlarda kişi eyleme veya nesneye karşı bağımlılık gösterebilir. Örneğin; kumara, sigaraya, alkole, sekse, uyuşturucuya, spora vs bağımlılık konusu çoğunlukla profesyonel yardım alarak aşılabilecek bir konu haline gelebilir. Bunun dışında limbik sistemin bu bölgesi, ödül ve ceza olaylarını kendisi ayarlar. Neyin ödül, neyin ceza olduğu değişebiliyor: Olimpiyatlarda atletizm dalında 3. olan birisi, bundan hiç hoşnut olmayabilir. Katılan onlarca yarışmacı içinden 3. olmak bir başarı iken, ödül alma esnasında platformda bulunan 1. ve 2. olan yarışmacıların da olması onun için 3. olmanın anlamını yitirmesine sebep olabilir. Bununla ilgili birçok deney yapılmıştır ve dikkatimi oldukça çeken bir deneye göre de; bir kampta bir grup öğrenciye yazı tura oynatıyorlar. Yazı atanlara 8 dolar, tura atanlara ise 32 dolar verileceği söyleniyor.Yazı atarak 8 dolar kazananlar mutlu olmuyorlar. Oysa ki ellerine hiç yoktan para geçmiştir. Başka bir gruba ise tam tersi uygulanıyor; yani, yazı atan 8 dolar kaybedecek ve tura atan ise 32 dolar kaybedecektir. Tuhaf bir şekilde 8 dolar kaybedenler seviniyorlar. 32 dolar kaybetme riskine karşı böyle bir kazanç onların nazarında mantıklı hale geliyor. Piyango almak, kumar oynamak, ahlaki açıdan toplumca yanlış bilinen bir durumu yaparken bunu kendi çıkarına göre bir mantık çerçevesine dayandırmak işte hep beynin bu parçasının işi ve bu olay aslında limbik sistemde gerçekleşmiş oluyor.

Limbik Sistem duygularımızın üretildiği bir fabrika gibi çalışır. İnsanın doğduğu andan, hatta anne karnından itibaren edindiği deneyimler bu bölgede toplanır. 7 yaşa kadar edinilen deneyimler sonucunda, olaylar karşısında nasıl tepkiler verileceği, hangi olayın hangi duyguyu uyandıracağı sınıflandırılır. Ardından benzer olaylar veya kokular aynı duyguları otomatik olarak çağrıştıracaktır. Kişi yaşamı boyunca benzer olaylara benzer tepkiler verecektir. Yaşamsal olarak gerekli olan bu tepkiler içgüdüseldir. Ateşe dokunduğumuzda elimizin yanacağını öğrendiğimiz gibi, birçok olaya aynı şekilde yaklaşıyoruz. Hangi olay karşısında kızacağımız, korkacağımız, endişeleneceğimiz, keyif alacağımız… vs bu alanda belirlenir. Pavlov ‘un Köpeği gibi Klasik Koşullanma tarzı tepkiler vermemiz hep bu sistemden kaynaklanıyor. 7 yaşa kadar edindiğimiz tüm deneyimler ve hatta atalarımızdan gelen birtakım gen hafızaları bizi otomatik eylemlere götürüyor. Mesela bir bebeğin doğduğunda annesinin memesine yönelmesi gibi eylemler de burada depolanmıştır. Limbik Sistem anlaşılacağı üzere bizler için oldukça gereklidir. Fakat sürekli olarak limbik sistemi kullanarak hareket etmek hayatımızı alt üst edebilir. Etrafta sürekli kızgın, çevresine şiddet uygulayan, çabuk parlayan, cinsel dürtülerine hakim olamayan, kumar ve alkol gibi bağımlılıklara sahip insanlar; günlük hayatlarında genellikle limbik sistemleri ile karar veren insanlardır. Arada sırada herkes kendinde bu gibi duygusal tepkilere rastlayabilir. Bu duygusal ve otomatik tepkileri sık sık yaşıyorsanız; limbik sisteminizi dominant olarak kullanıyorsunuz demektir. Oysa ki; vereceğimiz kararlar da veya kuracağımız sosyal ilişkilerde limbik sistemden gelen verileri bir hakem görevi gören neokorteksi (düşünen beyin) de değerlendirmeliyiz.

Bazen kendimize kuş bakışı bakmamız gerekiyor. Kendi bilişel ve duygusal haritamızı tasarlayıp, gidilecek yolları netleştirmeliyiz. Kendimizi bilinçaltından gelen komutlarla hareket ederken yakaladığımızda, bunu fark edip duruma müdahele etmeliyiz. Ayrıca yapılan çalışmalara göre entelektüel anlamda gelişme yönünde olmak, yalnızca limbik sistem ile düşünmenin önüne geçecektir. Bol bol kitap okuyarak, araştırma yaparak, müzik dinleyerek ve müzik aletleri çalarak, bulmaca çözerek, satranç oynayarak, puzzle yaparak, şiir okuyarak veya günlük tutarak…vs neokorteksimizi aktif hale getirebiliriz. Beynimiz bir ağaca benzer, bazı dallar çok uzar onları budamak gerekir. Gübre vererek bu ağacın verimliliğini arttırabiliriz. Atalarımızdan günümüze dek, içinde bulunduğumuz yaşama bakınca, kendilerine gelişerek kattıklarıyla aslında yaşama katkıda bulunduklarını rahatlıkla görebiliriz.

Kendimizi geliştirirken aslında yaşam can buluyor, cana geliyor ve can veriyoruz. Bizi diğer canlılardan ayıran yanımız da bu. Yalnızca tepkisel davranmayıp, düşünen ve üreten bir beyinle eyleme geçtiğimizde; bu doğa için var olma amacımıza ulaşmış oluyoruz.

Yazan: Burcu KURT

Adına Tapınaklar Yapılan, Ölümden Sonra Hayatın Sembolü: And Kondoru

/Beynimizin Duygu Fabrikası Olan Limbik Sistemin Varoluşumuzdaki Önemi /

Kaynakça:

Medline Plus Medical Encyclopedia

“Brain Lobotomy: A Historical and Moral Dilemma with No Alternative?”.

Psikiyatrinin Kara Kitabı (Oytun Erbaş)

www.neroblog.net

www.psikofarmokoloji.org

https://bilimgençtubitak.gov.tr

Adına Tapınaklar Yapılan, Ölümden Sonra Hayatın Sembolü: And Kondoru

/Beynimizin Duygu Fabrikası Olan Limbik Sistemin Varoluşumuzdaki Önemi //Beynimizin Duygu Fabrikası Olan Limbik Sistemin Varoluşumuzdaki Önemi /

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
21 + 3 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Çok Okunan Yazılar