Yüzlerce Tarih Öncesi Resim Neden Oksijeni Çok Az Olan Mağaralarda Bulunuyor?
Yeni bir araştırma, mağara resimlerinin bu kadar uzak mağaralarda bulunmasının nedeninin sanatçıların aşkınlık arayışı olduğunu söylüyor.
Sanatla ilgili paradoksal şeylerden biri, onu yapmayı seven insanlar için bile, belki de özellikle bu insanlar için ,durmanın daha da zor olmasına rağmen bazen başlamanın zor olmasıdır.
Yeni bir makale bu sorunun ve çözümün çok eskilere dayandığını öne sürüyor.
İsrail’deki Tel-Aviv Üniversitesi’nden arkeolog Yafit Kedar Fransa’da toprağın derinliklerindeki bazı mağara sanatlarını incelerken, yaratıcılarının neden doğal ışık kaynaklarından bu kadar uzakta resimler yaratmayı tercih ettiklerini merak etmeye başladı. Bu yerler aynı zamanda havasızdır; buralardaki az miktardaki oksijen, ressamların resmettikleri şeyi görebilmek için ihtiyaç duydukları yanan meşaleler tarafından tüketilmiş olabilir.
Belki de, diye düşündü, uzun zaman önce yaşamış bu sanatçıların böylesine uzak odalarda yaratmayı seçmelerinin nedeni temiz oksijen eksikliğiydi. Belki de ressamlar orada derin transa benzer bir durumda yaratıyor olabilirlerdi. Tarım öncesi, mağara resmi ilham almanın bir yolu olabilirdi.
Batı Avrupa’da 40.000 ila 11.00 yıl öncesine, Üst Paleolitik döneme tarihlenen 400 kadar bilinen tarih öncesi mağara resmi bulunmaktadır.
Yunan kahinleri de muhtemelen yüksekteydi

Bu, insanların aşkınlık ya da buna benzer bir şey elde etmek için oksijensiz bir duruma neden olduğu tek tarihsel örnek olmayabilir. Roma’daki Ulusal Jeofizik ve Volkanoloji Enstitüsü’ndeki bilim insanlarının 2006 yılında yaptığı bir çalışma, hipoksinin Delfi kahinlerinin vizyonlarını çıkardıkları transların kaynağı olabileceğini varsaymıştır.
Plutarkhos, kahinin -aslında hepsi törensel olarak “Pythia” olarak adlandırılan kadın kahinlerin nesiller boyu- tapınağın altındaki çatlaklardan çıkan tatlı ve zararlı dumanları soluduğunda transların başladığını yazmıştı. 2006 yılında yapılan çalışmanın başyazarı Giuseppe Etiope, bu gazların havalandırması yetersiz bir alanı dolduran karbondioksit ve metandan daha mucizevi bir şey olmayabileceğini ve böylece Pythia’yı yarı bilinçli bir cehennem dünyasına attığını öne sürmüştür.
Aşağıdaki Hava

Yüzeyde soluduğumuz havanın yüzde 21’i oksijendir. Kedar ve meslektaşları, boyalı mağaralardaki olası oksijen seviyelerini ortaya çıkaran bilgisayar modelleri oluşturdu. Bu tür mağaraların bazılarında oksijen seviyesinin sadece 15 dakika içinde yüzde 18’e düşebileceğini buldular. Bazı modellerde bu oran yüzde 11’e kadar düşüyor. Yüzde 14,5’in altındaki oksijen seviyelerinde hipoksi muhtemeldir.
Ateş meşaleleri sorunu daha da kötüleştirir. Dışarıdaki havaya açık bir mağarada yüzeye yakın bir yerde yanan ateşin egzozu yukarı ve dışarı akarken, altından temiz hava gelir. Ancak dar bir geçitte karbondioksit ve oksijen birbirine karışır ve daha hafif olan oksijen yukarıya ve mağaranın dışına yüzeye doğru süzülür.
Bir ressam meşalesiyle ne kadar derine inerse, oksijen kaybı da o kadar fazla oluyordu. Kedar’ın bazı derin mağara modellerinde, hayatta kalmanın alt sınırı olan sadece yüzde 9 oksijen bulundu.
Kedar, mevcut boyalı mağaralardaki oksijen seviyelerini ölçerek modellenen sonuçları doğrulamayı umuyor. Şimdilik modeller, “oksijeni tükenmiş bir yeraltı alanının dönüştürücü doğasına” işaret ediyor.
Yüksek Hipoksik Nasıl Bir Şeydir?
Hipoksi dopamin salgılar ve öfori, vizyonlar ve beden dışı hisler üretir. Modern ziyaretçiler, sanat eserlerini incelerken aynı türden zihinsel fenomenlerden bazılarını yaşadıklarını bildirmişlerdir.
Makaleye göre, “Mağara ortamı hem liminal bir alan hem de ontolojik bir arena olarak düşünülmüş ve ilk insanların kozmosla bağlantılarını sürdürmelerine olanak sağlamıştır.” Hipoksik zihin, kayanın ve aslında kendi dünyalarının ötesini gördüklerini hayal etmeyi kolay bulmuş olabilir.
Yazarlar, “Bu tür bir halüsinasyon durumunda tasavvur edilen görüntüler, mağara yüzeylerinde (duvarlar, zeminler ve tavanlar) sanki bunlar üst ve alt dünyaları birbirine bağlayan bir zar oluşturuyormuş gibi yüzüyor gibi görünüyor” diye yazıyor.
Mağaraların içindeki hipoksik koşulların olasılığı düşünüldüğünde, ressamları mağaralara atfedilen içsel bir anlamdan ziyade yerin derinliklerine sürükleyen şey aşkın bir deneyim vaadi olabilir. Makalenin vardığı sonuca göre:
“Mağaraları önemli kılan dekorasyon değil, seçilen mağaraların önemi dekorasyonlarının sebebiydi.”
Kaynak: https://bigthink.com
Derleyen: Figen Berber
50.000 Yıllık Mağaradaki Arkeolojik Kanıtları Kimin Bıraktığı Nihayet Keşfedildi
