Peto’nun Paradoksu: Fillerin Neden Nadiren Kanser Olduğu Keşfediliyor

Petonun Paradoksu: Fillerin Neden Nadiren Kanser Olduğu Keşfediliyor

Peto’nun Paradoksu: Fillerin Neden Nadiren Kanser Olduğu Keşfediliyor

Filler biyologlar için bir paradokstur. Bu hayvanlar çok uzun yaşamalarına ve etkileyici büyüklükte olmalarına rağmen, şaşırtıcı gerçeklerden biri, bu devlerde nadir görülen kanser gelişimidir. Ve bu çok garip! Sonuçta, daha fazla hücre, daha fazla bölünme. Bölünme sayısı arttıkça, DNA’nın kazara hasar görme ve hücrenin başarısız olma olasılığı da artar.

Hayvan ne kadar büyükse, kanser olma olasılığı o kadar yüksektir. Ancak filler bu kuralı es geçer.

Büyüklük ve kanser arasındaki korelasyon eksikliği ilk olarak 1977’de Richard Peto tarafından fark edildi. Bu fenomenin adı bu epidemiyologun onuruna verildi: Peto’nun paradoksu. 

İspanya’nın Barselona Otonom Üniversitesi’ndeki bilim insanları tarafından yapılan yeni bir araştırma, Peto’nun paradoksunun neden filler için geçerli olduğunu ortaya çıkardı.

Peto’nun paradoksu nedir?

Peto’nun paradoksu, kanser insidansının vücuttaki hücre sayısına bağlı olmadığını söylüyor. Örneğin, bu hayvanların bizden daha fazla hücreye sahip olmasına rağmen, insanlar balinalardan çok daha sık kansere yakalanırlar. 

Yeni bir çalışma, Peto’nun paradoksunu özellikle filler için açıklıyor ve doğrultuda p53 proteinine odaklandılar. Hücre döngüsünü düzenleyen bir transkripsiyon faktörüdür. Yani, DNA’dan RNA’ya sentez işlemi sırasında mevcut olan ve hangi genlerin ne kadar süreyle açık olduğunu kontrol eden proteinlerdir.

Ancak p53, “kalite kontrol” hizmetindeki kaynakların tahsisini de yönetir. Hasarlı DNA ile karşılaştığında, potansiyel bir onkofaktör olan mdm2 proteininin etkisini bloke eder. Bu da hücreyi herhangi bir hasarı onarmaya teşvik eden bir olaylar zincirini başlatır. Bu başarısız olursa, p53, hücrenin kendisini yok etmesine neden olan başka bir zincir başlatır.

Bu nedenle, p53, vücudun cephaneliğinde güçlü bir anti-kanser ajanıdır. Ancak kanser hücreleri çok agresif olabilirler, p53 korumasını atlarlar ve DNA’ya zarar verirler. Bu durumda, mdm2’ye bağlanma gerçekleşir ve onarım veya kendi kendini imha etme artık mümkün değildir. 

Çoğu hayvan sadece bir tür p53 taşır. Geçen yıl, fillerin her biri biraz farklı olan 20 tanesine sahip olduğu gerçeğinin keşfi, bilim adamlarının dikkatini çekti. p53’lerin birbirlerine anti-kanser desteği sağlaması mümkündür. Ama nasıl?

Filler genetik piyangoyu kazandı

Bilim insanları, kanser hücrelerinin aynı anda 20 farklı p53 modeline müdahale edemeyeceklerini varsaydılar. Bunlardan biri başarısız olursa, kurtarma zinciri yine başka bir protein varyantı tarafından başlatılacaktır.

Mdm2’nin moleküler düzeyde bu p53 dizisine tam olarak nasıl bağlandığının kapsamlı modellemesi, bilim insanlarının önsezisinin doğru olabileceğini göstermiştir. Laboratuvar çalışmaları bunu doğrulamıştır. Görüldüğü gibi kanser hücreleri çok kurnazdır, ancak onların bile 20 proteini aynı anda değiştirebilecek mekanizmaları yoktur.

Ancak bu çalışma Peto’nun paradoksunu açıklamamaktadır. Sadece fillerin genetik piyangoyu kazandığını gösterir. İnsanlar neden bu kadar çok anti-kanser proteini geliştirmedi? Balinaların benzer bir “kanser kalkanı” var mı? Bu hayvanlara ne gibi bir avantaj sağlar? Bilim insanlarının hala yapacak çok işi var. 

Derleyen: Feyza ÇETİNKOL

İnsan Gibi Dişlere Sahip Yengeç Görenleri Hayrete Düşürdü

/Peto’nun Paradoksu: Fillerin Neden Nadiren Kanser Olduğu Keşfediliyor/

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Çok Okunan Yazılar