Otomatik İnsanlar

Otomatik İnsanlar. Türk Dili ortalama 100 bin kelimeden oluşmaktadır. Son dönemlerde yapılan araştırmalar bir insanının günde ortalama 300 – 400 kelime ile konuştuğunu ortaya çıkarmıştır. Neredeyse binde bir sözcük kullanımı…

Bunun sebebi kitap okumamak, mesajlarda kullanılan kısaltmalar ya da yabancı dilden ödünç alınan sözcüklerin dilimize girmesi diyebiliriz. Ölü Ozanlar Derneği filminde geçen şu efsane repliği hatırlayalım:
‘Kitap okuyor musunuz Bay Anderson?’
‘Okumuyorum eksikliğini de hissetmiyorum!’
‘Ama biz hissediyoruz!’

Sizler de bazı insanlarla konuşurken, aklınızdan bu tarz replikleri geçiriyorsunuzdur. Bu konu ile ilgili güncel bir skeç örneği de verebiliriz: Güldür Güldür Show‘da ‘Beş Kelime İsmail’ isimli bir skeçte karakter yalnızca beş kelime ya da kelime öbeği kullanarak, kendisine yöneltilen tüm soruları yanıtlıyordu. Bu kelimeler veya kelime grupları, Yani, Eyvallah, Sıkıntı Yok, Ne Alaka, Aynen’di.

Şu an bu şekilde gününü geçiren 2-3 kişiyi aklınızdan geçirip, yüzünüzde bir tebessüm oluşturmuş olabilirsiniz. Aslına bakarsanız toplumda çok sayıda “İsmail” var. Maalesef çevremizde onlardan görme olasılığımız oldukça fazla.

Girişte bahsedilen araştırmalara denek olan kişiler daha çok üniversite öğrencileridir. Ortalama 100.00 kelimeye sahip olan dilimiz için bunu düşününce; durum içler acısı görünüyor. Dil bilimci Peter Howarth’a göre; bir dili turist gibi konuşmak için 100 kelime bilmek yetiyormuş. Oysa yine aynı dilbilimci orta düzeyde bir dil ile konuşmak için aşağı yukarı 1500 kelimenin gerekli olduğunu savunuyor.

Sıklıkla kullandığımız tekrarlayan kelimeleri de kapsayan konuşma yetersizliğimizi bizi adete “otomatik insan” konumuna getiriyor.

Öyle bir sosyal çevrede yaşıyoruz ki sanki sanal bir dünyanın içinde, yapay zekalar ile iç içe yaşıyormuşuzcasına bir atmosfer ile çevriliyiz.

Merhaba dediğimiz her kişi bize dönüp aniden:
-Merhaba ! Ben Aslıhan! Size nasıl yardımcı olabilirim?
-Size isminizle hitap edebilmem için adınızı öğrenebilir miyim?
-Görüşmelerimiz kayıt altındadır!
-Başka bir arzunuz ? …vs
diyecekmiş gibi bir yapaylık var konuşmalarımızda.
Örneğin ; bir restaurantta olduğunuzu hayal edin. Çorba ısmarlamışsınız.Birkaç yudumdan sonra, garsonu yanınıza çağırdınız ve sordunuz:
-Bakar mısınız? Bu çorbada siyah bir madde gördüm. Sinek olabilir mi?
-Hemen değiştireyim efendim .
-Ben sizden değiştirmenizi istemedim. Yalnızca sizin çorbaya bakmanızı istedim.

Benzer bir replik Hakan Günday,’Şahsiyet’ romanının ,Onur Saylak yönetmenliğinde çekilmiş olan yine aynı isimdeki dizinin bir bölümünden Haluk Bilginer‘in de usta oyunculuğu ile işlenmişti. Hatta garson ile Haluk Bilginer ‘in arasında geçen konuşmanın üzerine Haluk Bilginer ‘in ağzından şu çarpıcı sözler dökülmüştü:

’Mesele o değil ya, insanlar adam gibi dinlemiyor birbirini. Cümleyi bitirmeden otomatik cevap. Her şey otomatik zaten. Sonra anlaşamıyoruz, anlaşamazsın tabi!’

Yalnızca toplum içinde otomatik davranmıyoruz. Bu davranışa aile içinde de bu tür örnekler yaşıyoruz.Mesela; siz annenize ne sorarsanız sorun yanıt: ‘ Terliklerin yatağının altında yavrum!’ olabilir. Sizler de aile içinde buna benzer örneklerle karşılaşmışsınızdır. Muhtemelen genelde eve geldiğinizde terliklerinizi sorduğunuzdan anneniz cevabı otomatiğe bağlamış ve size bu şekilde yanıt vermiştir.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bir arkadaşınız ile buluştunuz. Kendisi solgun görünüyor. Belli ki size anlatacakları var. Anlattıkça anlatıyor. Onun anlattıklarının üzerine siz de bir anda konuyu kendi derdinize hiç bağlamadınız mı? Dürüst davranmak gerekirse bu otomatik davranışı da sık sık sergiliyoruz.

Bir de ajite kimliklerin otomatik tepkileri vardır ki; işte bu en zor müdahele edilebilenidir. Son zamanlarda bunun örneklerini en fazla sağlık sektöründe görüyoruz. Hasta yakınları doktorlara ya da hemşirelere saldırarak, anlamadan dinlemeden şiddete yönelik tepkiler veriyorlar. Bu gibi kişilere ajite kimlikler diyebiliriz. Yine trafikte veya toplumda kadınlara yönelik ajite kişilerin otomatik tepkileri ile karşılaşabiliriz. Genelde ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ tarzında birtakım sorularla başlayan tepkiler,dozu artarak işin içinden çıkılmaz bir hale geliyor.

Nitekim; dinlemiyoruz! Dinlemediğimiz için basma kalıp kelimeler ve cümleler ile yanıt veriyoruz. Bu sebeple birbirimizi anlamıyoruz. Anlaşamıyoruz. Anlaşılamıyoruz. Sonra anlaşılamadığımızdan dem vuruyoruz…

Yazar: Burcu KURT

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
19 + 30 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.