Çok Boyutlu Bir Evrenin Tamamen Akıl Almaz Üç Etkisi

Çok Boyutlu Bir Evrenin

Çok Boyutlu Bir Evrenin Tamamen Akıl Almaz Üç Etkisi. Yaklaşık bir asır önce, Edwin Hubble, kırmızıya kaymayı yasasını tanımladı ve bunu evrenin genişlemesi ile ilişkilendirdi. Teorik fizikten elde edilen verilerle birleştirildiğinde, Hubble’ın keşfi, evrenin günlük yaşamda aşina olduğumuz üç boyuttan daha fazlasında var olduğu öngörüsünü doğurdu. 

Bunun nedeni, evrenin bazı kısımlarının birbirlerinden uzaklaşması, ancak fiziksel merkez ve üç boyutlu uzayda başlangıç ​​noktası olmamasıdır.

Daha fazla boyut görmüyor veya hissetmiyoruz; yine de teorik fizik onların var olması gerektiğini öngörür. Bu durumun herhangi  bir pratik çıkarım var mı? Çok boyutlar uygulamalı fiziğin bir parçası olabilirler mi?

1. Warp Motoru

Fizikçiler 4. boyutu anlatırken hiperküp çizimleri gibi analojiler ve Edwin Abbott Abbott’un 19. yüzyıl kısa romanı Flatland’i (Düzlemler Ülkesi) kullandılar. Kitap, yalnızca uzunluğu ve genişliği olan düzlemsel bir dünyada yaşayan iki boyutlu varlıkları kurguluyor. Üçüncü bir boyutu algılayamayan Düzlemler Ülkesi yaşayanları üç boyutlu ziyaretçilerin yalnızca bir düzlemini görüyorlar. Düzlemler Ülkesi sakinleri, 3 boyutlu cismin sadece kendi düzlemleriyle kesişen kesişim alanını deneyimleyebilirdi. Cismin tamamını deneyimlemeleri mümkün olmazdı. Örneğin bir insan, bu düzlem içinden boydan boya geçecek olsa, kafası geçerken tıpkı bir balonda olduğu gibi bir nokta çember gibi büyürdü, sonrasında omuzlarla birlikte o çember bir dikdörtgene (veya ovale) dönüşürdü, bacaklarda ise bu oval daha ufak iki çembere bölünürdü, ayaklarda yine dikdörtgen oluşurdu ve geçiş tamamlandığında, ayakların kesidi olan bu dikdörtgenler neredeyse birden yok oluverirdi.

Ancak dört boyutun ötesine geçince durum daha da garipleşiyor. Buradaki ana teori, süper sicim teorisi denen fizikteki çeşitli teorileri birleştiren bir  teori olan M teorisi olarak adlandırılır. M kuramında, 10 veya 11 olmak üzere bir dizi boyut vardır. Aşina olduğumuz üçüne ek olarak ek boyutlar var. Bunların tümü, sicimler gibi titreşen branlar adı verilen fenomenlerle ilgilidir.

Bilim insanı Obousy.”Gelişmiş bir uygarlık daha yüksek boyutları nasıl manipüle edeceğini öğrenirse, bunları warp sürücüsü dahil olmak üzere teknoloji için kullanabilirler,” şeklinde belirtiyor. Bir yıldız gemisinin önünde boyutların sıkıştırma etkisini ve arkaya doğru genişleme etkisini devreye sokarsanız, warp sürücüsüne sahip olursunuz. Warp Motoru, bu motor ile donatılmış uzay gemisinin yıldızlar arası mesafelere ışık hızını pozitif katlarında seyahat etmesine izin veren varsayımsal teknolojidir.

Ama henüz Alpha Centauri tatiliniz için hazırlanmaya başlamayın, çünkü ilk olarak Obousy’nin kabul ettiği küçük bir komplikasyon var. Şimdiye kadar, varsayılan ekstra boyutların var olduğuna dair en ufak bir kanıtımız yok. Bir gün Büyük Hadron Çarpıştırıcısından bazı kanıtlar elde edebiliriz, ancak o zaman bile bunun bir warp sürücü teknolojisine yol açıp açmayacağını kimse tahmin edemez.

2. Zaman Yolculuğu

Zaman, uzamsal bir boyut olmasa bile genellikle bir boyut olarak kabul edilir. Bizler zaman ekseni boyunca ileri doğru hareket ediyoruz. Geriye dönüp geçmişi değiştirecek teknolojiye sahip değiliz. Diğer boyutlardan geçmenin bir yolunu bulabilirsek, algıladığımız üç boyut açısından uzak görünen yerlere bir tür tünel açılmasına izin veren teknolojiye sahip olabiliriz.

Bununla birlikte, başka zaman dilimlerine, geleceğe veya geçmişe tünel açıp açamayacağımız ise çok daha belirsiz. Herhangi bir Star Trek hayranı, geçmişe yolculuk felsefesinin akıllara durgunluk verdiğini bilir, çünkü tarihi değiştirebilir, varlığınıza neden olan olaylar dizisini en başta engelleyebilirsiniz.

Einstein’ın özel görelilik kuramına göre bir uzay aracını ışık hızının önemli bir kısmına kadar hızlandırırsak zaman yolcuğu gerçekleştirilebilir. Işık hızına (c) çok yakın seyahat ettiğinizde, sizin bakış açınızdan zaman yavaşlar ve yavaşlama gama faktörü olarak bilinen bir değişkenle ölçülür. 0,87c’nin biraz altında hareket eden bir gemide, gama faktörü = 2; olur. Böylece, Dünyadaki gözlemcilerin bakış açısından yolcu, gemide geçiyor gibi görünen her dakika için 2 dakika geleceğe hareket etmiştir.

Örneğin, 0.9992c’de gama 25’e ulaşır ve bu hızda yeterince uzun süre kalırsanız sizi çok uzak bir geleceğe ilerletebilir. 25 ışıkyılı uzaklıkta bulunan Vega yıldızına bir gidiş-dönüş yaparsanız ve gemideki siz ve arkadaşlarınız için iki yıl geçecek .İki yıl yaşlanacak ve iki yıllık hatıralar biriktireceksiniz. Dünya’ya vardığınızda ise yarım asır geçtiğini göreceksiniz.

Bu teorinin gerçekleşebileceği zaman genişlemesi hızlandırıcılardaki atom altı parçacıklarla kanıtlanmıştır. Bunu şu anda insanlarla yapamayız, ancak ufukta görünen teknolojiyle, yani nükleer füzyonla bu durum gerçekleşebilir.

3. Geçilebilir Solucan Delikleri

Çok boyutlu bir evrenin mümkün kıldığı bir başka ulaşım aracı da solucan delikleridir. Carl Sagan, Contact hikayesi için insanların yıldızlararası mesafeleri kat etmeleri için gerçekçi bir yola ihtiyaç duyduğunda, teorik fizikçi Kip Thorne’a danıştı. California Teknoloji Enstitüsü’ndeki en iyi lisansüstü öğrencilerinden birkaçı ile birlikte çalışan Thorne, gerçekten de bir yol olduğunu gösteren denklemler üzerinde çalıştı: sabit, geçilebilir bir solucan deliği. Buna uzayın farklı alanlarını birbirine bağlayan bu tür tünellerden oluşan sistem diyebiliriz.

Bu, Miguel Alcubierre’nin Einstein’ın genel görelilik teorisinin Star Trek tarzı warp sürücüsüne izin verdiğini göstermesinden on yıldan fazla bir süre önceydi, bu yüzden Sagan solucan deliği konseptini, kahramanı Ellie Arroway’ın içinden geçilebileceği bilimsel olarak geçerli tek araç olarak gördü.

Gelişmiş bir medeniyet, uzay-zaman dokusunun farklı noktalarını birbirine bağlayan solucan deliğine bağlı tünellerden oluşan bir sistem kurabilir. Temelde kumaştaki çıkış ve varış noktalarını 4. boyut aracılığıyla birbirine yakın bir noktaya çekebilir. Bunu yapabilseydik, yakınlarda, iç Güneş Sisteminde bir yerde, varış noktamızdaki bir çıkış noktasına, örneğin Dünya benzeri bir gezegene sahip yakındaki bir yıldız sistemine götüren bir giriş portalımız olabilirdi. Bilim kurguda bu bir yıldız kapısı kavramıdır.

Wormhole - Shutterstock

Einstein alan denklemleri olarak bilinen genel görelilikteki denklemlerden türetilen matematiksel olarak karmaşık bulgular nedeniyle, ister warp sürücüsü ister çapraz geçişli solucan delikleri için uzayı bükebilen teknoloji, negatif enerji adı verilen bir fenomeni gerektirecektir. Sezgisel olarak, negatif enerjinin ne olduğunu görselleştirmek zordur, ancak varlığı, kuantum alan teorisi olarak bilinen köklü bir fizik alanıyla tutarlıdır. Aslında, kuantum optiği teknolojisini ve Casimir etkisi adı verilen bir fenomeni kullanarak, fizikçiler aslında zaten küçük miktarlarda (negatif vakum enerjisi) bir tür negatif enerji ürettiler. Doğa onu büyük miktarlarda üretir, ancak bunu yalnızca yapay olarak üretemeyeceğimiz büyük yerçekimi konsantrasyonları kullanarak üretir.

Uzman Eric Davis’e göre, bunu yapmanın en umut verici yolu Ford-Svaiter adlı bir kuantum optik cihaz kullanmaktır. Henüz kimsenin inşa ettiği bir şey değil ama inşa edilebilir. Bu cihaz Negatif vakum enerjisini yoğunlaştırır. Bunu küçük bir Ford-Svaiter aynasıyla yaparsanız, bir mini solucan deliği oluşturacaktır, ancak Davis, cihazın daha sonra solucan deliklerini daha büyük hale getirmek için büyütülebileceğini ve sonunda bir uzay gemisinin girebileceği kadar büyük olacağını söylüyor. Bir çıkış noktası bulmak için navigasyon ilk başta zor olabilir, ancak Ford-Svaiter aynalarını farklı noktalara yerleştirmek teorik olarak mümkündür.

İlk solucan deliği, kararlı giriş ve çıkış noktalarıyla inşa edildiğinde, Dünya ile ilk yıldızlararası hedefimiz arasında gidip gelmek için bir yolumuz olacak. Bu yıldız sistemini keşfedebiliriz ve kuşkusuz bunu, özellikle kolonileştirebileceğimiz yaşanabilir bir gezegen içeriyorsa yaparız, ancak onu daha ileri gitmek için bir evreleme noktası olarak da kullanabiliriz. Böylece yavaş yavaş galaksinin küçük köşemizde bir çeşit solucan deliği ağı oluşturabiliriz.

Ya da belki bir noktada tünellememiz, Sagan’ın hayal ettiğine benzer şekilde zaten var olan bir ağa bağlanabilir. Bu durumda, trafik olabileceğinden kuralları öğrendiğimizden emin olmalıyız.

Kaynak: https://www.discovermagazine.com/

Çok Boyutlu Bir Evrenin Tamamen Akıl Almaz Üç Etkisi

Derleyen: Figen Berber

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
5 + 17 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Çok Okunan Yazılar