Antik DNA, Taş Devri ve Doğu Asya’daki Modern Popülasyonlar Arasında Genetik “Sürekliliği” Ortaya Koyuyor

Batı Avrupalıların aksine, yeni araştırma, çağdaş Doğu Asyalıların 8000 yıl önceki aynı bölgede yaşayan avcı-toplayıcılara genetik açıdan çok daha yakın olduklarını ortaya koyuyor.

Yakın Uzak Doğu’daki bir mağarada yaklaşık 8000 yıl önce insan kalıntılarından çıkarılan eski DNA üzerinde çalışan araştırmacılar, bazı modern Doğu Asya popülasyonlarının genetik yapısının avcı-toplayıcı atalarına çok yakın olduğunu keşfettiler. Science Advances dergisinde yayınlanan çalışmada, antik anakaradaki Doğu Asya’dan nükleer gen veri elde eden ilk olarak ele alan araştırmacı, sonuçları modern popülasyonlarla karşılaştırdı. Bulgular, yedi bin yıldan daha fazla bir sürede önemli bir göç kesintisi veya “nüfus devri” olmadığını gösteriyor.

Sonuç olarak, bazı çağdaş etnik gruplar, bir zamanlar aynı bölgede dolaşan Taş Devri avcılarına kayda değer bir genetik benzerlik taşıyor. Doğu Asya’daki yüksek “genetik süreklilik”, Levant’tan (Toros Dağları’nın güneyinde, Orta Doğu’da geniş bir alan) erken dönemdeki çiftçilerin sürekli göç ettiği avcı-toplayıcı popülasyonlarına yük bindiği Batı Avrupa’nın tam tersidir. Bunu Bronz Çağı boyunca Orta Asya’dan atlı biniciler dalgası izledi. Bu olaylar muhtemelen tarım ve metalürji gibi gelişmekte olan teknolojilerin başarısı ile sağlandı.

Yeni araştırma, en azından Doğu Asya’nın bir bölümünde hikayenin farklı olduğunu gösteriyor. Bu göstergeye göre erken Neolitik Çağdan bu yana nüfustaki genetik bozulmalar çok azdır. Geniş bir tarih alanı ile ayrılmış olmasına rağmen bu araştırma gösteriyor ki Rusya’nın Çin ve Kuzey Kore’ye sınırladığı yerde, Amur Havzası’ndaki Ulchi halkları arasında istisnai bir genetik yakınlığa izin verdi ve eski avcı-toplayıcılar, bir mağarada Ulchi’nin anavatanına kaynaklık ettiler.

Araştırmacılar, Doğu Asya’nın geniş çaplı ölçekteki ve iklimindeki dramatik farklılıkların, Neolitik tarımın ve avcı-toplayıcıların yerini Avrupa’nın büyük bir bölümünün yerini alan göçlerle engellediğini düşündürüyor. Böylelikle Ulchi’nin avcı-balıkçı-toplayıcı yaşam tarzını son zamanlara kadar koruduğunu belirtiyorlar. Ulsan Ulusal Bilim ve Teknoloji Enstitüsü’nden meslektaşları da dahil olmak üzere uluslararası bir ekiple çalışmayı sürdüren Cambridge Üniversitesi’nden kıdemli yazar Andrea Manica, “Genetik olarak, Kuzey Doğu Asya’daki nüfus sekiz yıldır çok az değişti.” dedi ayrıca Trinity College Dublin ve İrlanda’daki University College Dublin’deki araştırmacılar “Bir zamanlar yerel karışmalara neden olduktan sonra Ulchi ve eski avcı-toplayıcılar aralarında binlerce yıl olmasına rağmen, genetik açıdan neredeyse aynı nüfusta göründüler.” dedi.

Yeni çalışma ayrıca, modern Japon popülasyonlarının ‘çift kökenli’ teorisine daha fazla destek sağlıyor: Avcı-toplayıcıların ve tarımcıların bir araya gelmesi sonucunda güney Çin’den ıslak pirinç tarımı getiriliyor. Benzer bir modelde de, genetik olarak Japonca’ya çok yakın komşu Koreliler’de bulunur. Bununla birlikte Manica, bu karışıma katılan tarımcıların köklerini belirlemek için Neolitik Çin’den daha fazla DNA verisine ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. Trinity College Dublin’den gelen ekip ‘Şeytan Kapısı’ olarak bilinen bir mağarada bulunan kalıntılardan DNA çıkarmakla görevliydi. Rusya’nın kuzey doğu kıyısına yakın dağlık bir bölgede yer alan mağara, ilk olarak 1973 yılında bir sovyet ekibi tarafından kazıldı. Bu kazıdan; yüzlerce taş ve kemik aletinin yanı sıra, eski bir konutun ve bir tekstilin en eski örneklerinden biri olan dokuma, yabani otların kömürleşmiş ahşapları, beş insanın eksik organları bulundu.
Antik DNA araştırmasında yeterince korunmuş kalıntılar da bulunabilirse, bin yıl kontaminasyonu ile eleme yapılır. Şeytan Kapısından analiz için en iyi örnek olarak; iki dişinin kafatasları elde edildi. Biri yirmili yaşların başında diğeri elli yaşına yakındı. Sitenin kendisi 9000 yıl öncesine dayanıyor ancak iki kadının yaklaşık 7,700 yıl önce öldüğü tahmin ediliyor. Araştırmacılar, orta yaşlı kadından en iyi sonucu alabildiler. DNA’sı, kahverengi gözleri ve kalın, düz saçları olduğunu ortaya koydu. Devil Kapısı örneklerine göre aynı bölgedeki Tungus dili konuşan balıkçılar Ulchi’ye genetik olarak yakınlık gösterirken, günümüz Çin’indeki Oroqen ve Hezhen gibi diğer Tungusca konuşan popülasyonlara da yakın olduğu görüldü.

Başlıca yazarlar olan Cambridge’ten Veronika Siska, “Bunlar, geleneksel toplumlara sahip etnik gruplardır. Doğu Rusya ve Çin’de kökleri olan kültürleri, dilleri ve nüfusu hızla azalmaktadır” diye ekledi. “Çalışmalarımız, bu grupların doğrudan binlerce yıl önceki aynı bölgede yaşayan erken Neolitik avcı-toplayıcılardan inen güçlü bir genetik soy oluşturduğunu gösteriyor.”

Çeviren: Tuğba Aydın

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/02/170201142131.htm

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Çok Okunan Yazılar