İnsanlık Tarihindeki Sosyal Karmaşıklığın İtici Gücü, Tarım Değil Savaş Çıktı

İnsanlık Tarihindeki Sosyal Karmaşıklığın İtici Gücü, Tarım Değil Savaş Çıktı

İnsanlık Tarihindeki Sosyal Karmaşıklığın İtici Gücü, Tarım Değil Savaş Çıktı

Yeni araştırmalar, askeri inovasyonun daha büyük nüfuslara ve daha karmaşık yönetişim sistemlerine yol açtığını gösteriyor.

Savaş, ne işe yarar? Science Advances dergisinde yayınlanan araştırma, savaşın tarımdan daha büyük bir sosyal karmaşıklık itici gücü olabileceğini öne süren ilgi çekici yeni bir çalışmayı özetliyor.

Yaklaşık 10.000 yıl önce Holosen’in başlangıcından bu yana, sabit küresel sıcaklıklar güvenilir mahsul verimine olanak sağladı ve biz insanların göçebe yaşamdan kurtulmamızı ve kalıcı tarımsal yerleşim yerlerine yerleşmemizi sağladı. Bu da iş bölümüne ve giderek daha karmaşık toplumların gelişmesine yol açarak avcı-toplayıcılardan çiftçilere, uzay yolculuğunu bekleyen insanlara doğru evrimimizi tetikledi.

Ne yazık ki, insanlık tarihi tarımdan daha fazlasını içerir ve çatışmanın bir tür olarak yörüngemizi de şekillendirdiği trajik bir gerçektir. Çalışmanın yazarları, karmaşık toplumların ortaya çıkmasında savaşın rolünü test etmek için tarihçiler, arkeologlar ve son on bin yılda dünya çapındaki geçmiş uygarlıklar hakkında diğer uzmanlardan oluşan Seshat: Küresel Tarih Veri Bankası’ndan yararlandı.

Bu akademisyenlere danıştıktan sonra araştırmacılar, sosyopolitik karmaşıklığı etkileyen 17 farklı değişken belirledi ve bunlardan hangisinin bu sürecin en büyük itici gücü olduğunu belirlemek için bir algoritma geliştirdi. Bulgularını özetleyen yazarlar, “bu analiz, artan sosyal karmaşıklığın ve ölçeğin başlıca itici güçlerinin tarım ve savaş olduğu, beklenmedik şekilde basit bir nedensellik ağı belirledi” diye yazıyorlar.

Verileri daha da detaylandırarak, iki askeri teknolojinin yani demir silahlar ve süvarilerin ortaya çıkmasının, sosyal karmaşıklığın en büyük kolaylaştırıcıları olarak diğer tüm faktörleri gölgede bıraktığını açıklıyorlar. Örneğin, 100.000 kilometrekareden daha büyük bir bölgeyi kontrol eden yönetimler olarak tanımlanan ilk makro devletlerin, bronz metalurjisinin yayılmasının ardından Mezopotamya ve Mısır’da ortaya çıktığını açıklıyorlar.

Bronz silahlar daha sonra at sırtında orduların kullanımıyla birleştirildiğinde, ilk kez 3 milyon kilometre kareyi aşan “çok büyük imparatorluklar” mümkün oldu. Önemli bir şekilde, yazarlar “Avrasya’nın başlıca alt bölgelerinin her birinde, bu mega imparatorlukların süvarilerin ortaya çıkışından üç veya dört yüzyıl sonra ortaya çıktığını” belirtiyorlar.

Bu kulağa oldukça uzun bir gecikme gibi gelebilir, ancak araştırmacılar “askeri teknolojideki yeniliklerin tarımın benimsenmesine kıyasla daha hızlı evrimsel değişime yol açtığında” ısrar ediyor.

Bununla birlikte, bu çalışmanın belirli bir sosyal karmaşıklık tanımına dayandığını ve savaşın insan toplumlarında kültürel karmaşıklığı teşvik etmeye yardımcı olduğunu öne sürmediğini belirtmek önemlidir. Aksine, yazarlar askeri teknolojilerin medeniyetin üç özel yönünün genişlemesini tetiklediğini buluyorlar. Bunlar bir toplumun işgal ettiği bölgenin büyüklüğü, yönetici hiyerarşinin karmaşıklığı ve uzmanlaşmış bürokratik ve yasal kurumların ortaya çıkışı.

Verilere geri dönersek, büyük imparatorlukların elindeki maksimum bölgenin “IronCav devrimi”ni izleyen iki bin yıl boyunca kabaca sabit kaldığı görülüyor. Bu toplumsal karmaşıklık eşiğinin kırılması için başka bir askeri dönüm noktası olan “Barut Devrimi” gerekecektir. 

Açıkça, çalışmanın yazarları, “etkili barut silahlarının ortaya çıkışı ile Avrupa sömürge imparatorluklarının yükselişi arasındaki zaman aralığının da 300 ila 400 yıl olduğunu” belirtiyorlar, askeri yeniliğin  görünüşte insan uygarlığının genişlemesini başlattığı yinelenen bir modeli vurguluyor.

Raporlarını tamamlayan araştırmacılar, bu analizin kapsamlı olmaktan uzak olduğunu ve savaşın gerçek önemini belirlemek için sosyal karmaşıklığın farklı yönlerine yönelik daha derinlemesine çalışmaların gerekli olduğunu açıklıyor. 

Yine de, bu ilk bulgular doğruysa, insanlık tarihini şekillendirmede hançer, lahanadan daha güçlü olabilir.

Derleyen: Feyza ÇETİNKOL

İskoçya’dan Türkiye’ye Uzanan 12.000 Yıllık Devasa Yeraltı Tünelleri Gerçek

/İnsanlık Tarihindeki Sosyal Karmaşıklığın İtici Gücü, Tarım Değil Savaş Çıktı/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
30 + 2 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Çok Okunan Yazılar