GÖBEKLİTEPE’NİN KEŞFİ İLE TARİH YENİDEN YAZILMAK ZORUNDA MI?

Topraklarımız 12 bin yıl önceye ışık tutan, atalarımızın bizlere bıraktığı bir miras barındırıyor. Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda, Örencik Köyü yakınlarında yer alan Göbeklitepe’de ki bu miras, ilkel olarak nitelendirdiğimiz atalarımızın, sandığımızın aksine çok yetenekli sanatçılardan,mühendislik bilgisine sahip inşaatçılardan, soyut düşünme kabiliyeti ve geometri bilgisine sahip insanlardan oluştuğunun canlı kanıtı olarak karşımızda duruyor.


Göbeklitepe’deki Tarihi Yapılar

Bu gizemli yapıların şekli de duvarlarındaki motifleri de oldukça ilginç. Yapılar, elips ya da spiral şekilde, tonlarca ağırlıktaki devasa taş çemberlerden oluşuyorlar. Yapılan jeomanyetik testlerde şimdilik 6 tanesi gün yüzüne çıkarılabilen bu yapılardan en az 20 tane olduğu keşfedildi.

Çemberler T şeklindeki dikilitaşlardan oluşuyor ve yine çemberlerin ortasında yüzleri birbirlerine dönük iki tane T şeklinde daha devasa boyutlarda dikilitaş bulunuyor.Her bir T’nin üzerinde elleri göbek hizasında kavuşmuş iki el ve kol var. El ve kol figürlerinden ve T’nin şeklinden dolayı bu dikilitaşların stilize edilmiş insan figürü olduğu açıkça görülüyor. Dikilitaşlarda bol miktarda o dönemde bölgede yaşamış hayvan figürleri ve bazı soyut semboller de mevcut. Adeta çağdaş sanatçıların tablolarıyla anlatmak istediği hikayelere benzer bir şekilde, bu insanlarda hikayelerini bizimle paylaşmak için dikilitaşları kullanmışlar.

Bu yapılar neden bu kadar önemli?

Yapıları en önemli kılan şeylerden biri yaşlarının oldukça eski olması. Bu yapılar gizemi hala çözülemeyen Mısır Piramitlerinden 7 bin 500 yıl, Batının aşırı ilgi gösterdiği Stonehenge’den 7 bin yıl daha eski. Henüz Taş devrinin çanak-çömlek öncesi dönemini yaşayan, yerleşik hayata geçmemiş, yazıyı keşfetmemiş, bitkileri ve hayvanları ehilleştirmemiş, tabiri caizse ekmeğini taştan çıkaran klanlar şeklinde yaşayıp, vahşi doğaya karşı koymaya çalışan, avcı-toplayıcılar olarak bildiğimiz binlerce insan bir amaç için bir araya geliyor. Tonlarca ağırlıktaki taşları ellerindeki çakmak taşlarıyla şekillendirip oyuyor ve hiçbir teknolojik alet kullanmadan bu devasa taşları 1 km uzağa taşıyarak tepede her biri kendi içinde düzenli, devasa yapılar inşa ediyor. Üstelik bu yapıları yerleşmek için değil de belki ritüel, belki gözlemevi belki de diğer bölgelerdeki insanlarla toplanma yeri olarak inşa ediyor.Bu dikilitaşlara, günümüzdeki pek çok heykeltıraşa taş çıkartan her biri kendi içinde uyumlu harika motifler oyuyor kabartma figürler yapıyorlar.

Motiflerin içerdiği mesajlar hala çözülemese de içlerinde birçok anlam barındırabilecek oldukları aşikar. İlk başta bu insanlar çevrelerini tasvir etmiş gibi düşünülse de, durumun daha farklı olduğunu düşündüren belirtiler bulunuyor.

Akla gelen sorulardan bazıları şunlar. O dönem Bereketli Hilal olarak adlandırılan bölgenin bir parçası olan Göbeklitepe’deki zengin bitki örtüsüne ya da akarsulara neden yer verilmemiş? Neden bütün hayvanların penisi var? Neden doğada kadın ve erkek figürü varken sadece erkek figürlerine yer verilmiş?Neden hayvanların yüzleri muntazam şekilde oyulmuşken,insanların yüzleri oyulmamış?Yapının tabanının su geçirmezliği, taş kaplarda bulunan maddelerin kalıntılarından alkol ya da uyuşturucu özellikleri olan bitkilerin kullanılmış olacağı varsayımıyla burada insanlar toplanıp bizim algılayamadığımız bir ritüel mi uyguluyorlardı?

Göbeklitepe bir ritüel merkezi miydi?

Bütün bunlar kulağa inanılmaz gelse de günümüzde örneğin Aborjinler gibi değişik ritüeller yapan topluluklar bulunuyor. Aborjinlerin birbirleriyle konuşmadan telepatik olarak anlaştıkları, teknoloji yanı başlarında dururken, onu reddedip doğayla iç içe yaşamayı tercih edip evrenden mesajlar almak için bazı ritüeller gerçekleştirdikleri ya da imkanı olan pek çok insanın, şamanlar eşliğinde Ayahuasca bitkisinin bilince etkisini deneyimlemek için Peru’daki ritüellere katıldığını biliyoruz.

Dikilitaşlardaki yılan figürleri de bu anlamda oldukça dikkat çekici.Günümüzde kundalini enerjisinin uyanışını yılan temsil eder.Bölgede bulunan kafasından yukarı yılan çıkan, saçları olmayan insan heykeli de bunu destekler nitelikte. Günümüzde bu sembolizm geleneğini Hintli rahipler hala yaşatıyor ve kafalarını kazıtıp sadece kafa arkalarında yılan şeklinde bir saç bırakıyorlar.Ayrıca yılan deri değiştirmesinden dolayı sembolizmde değişimi simgeler.Yine dikilitaşların birinde penisi ereksiyon halinde kafası olmayan insan da cinsel dürtüleriyle hareket eden, bilinci gelişmemiş insanı temsil ediyor olabilir.

Yapılar Bir Gözlemevi Olabilir mi? 

Yapıların konumu gökyüzünü gözlemlemek için oldukça uygun.12 bin yıl öncesinde bilimsel bulgulara sahip olmayan insanlar için gökyüzü oldukça merak uyandırıcı olmalı. Kanadında küre taşıyan kuş tasviri, Antik Mısır’da ve Sümerler’deki güneşin kanatlı disk şeklinde tasvir edilmesinden dolayı buradaki kürenin de güneşi temsil ediyor olabileceğini düşündürtüyor.

Yine ortası delik bir yuvarlak ve altındaki hilal şeklindeki ay sembolü Hintli bir profesöre göre Güneş Tutulmasını anlatıyor olabilir.Zodyak takım yıldızlarının daire şeklinde olması ve her birinin bir hayvanı anımsatması ve günümüzdeki 12 burcun isimlerini bu yıldızların şeklinden alması ve bu burçları temsil eden bazı hayvanların dikilitaşlarda bulunması gökyüzünü gözlemlemiş olabileceklerini akla getiriyor.

Göbeklitepe her iki amaç için de kullanılmış olabilir. Henüz atalarımızın bize anlatmak istediğini ve ne çeşit bir düşüncenin ya da inanç sisteminin onları işbirliğine güdülediğini tam olarak çözemesek de bazı doğru bildiğimiz yanlışlardan vazgeçmemizi sağladığı kesin gibi görünüyor.

Tarıma geçişin Göbeklitepe’de başladığından eminiz. Bugün bile buğdayın atası olan yabani buğdayları bölgede görebiliyoruz.Yabani buğdayların başakları tek tek dağılırken ehil buğdayların başakları birbirinden ayrılmıyor ve rahatça toplanıyor.Bilim insanlarının emin olamadıkları şey ise bu insanların buğdayın genetiğini nasıl değiştirdiğidir.

Tarih öncesi döneme ait insanlığın tarıma geçtikten sonra bir araya gelip yaşam yerleri kamu alanları inşa ettiği düşünülüyordu, fakat Göbeklitepe örneğiyle görüyoruz ki henüz tarıma başlamamışken topluluklar bir araya gelip devasa yapılar inşa ediyordu.
Ve yine eğer Göbeklitepe’nin tapınak olduğu kanıtlanırsa, inanç sisteminin tarımdan ve yerleşik hayattan önce geldiği doğrulanıp tarih kitaplarındaki bu dönemler yer değiştirmek zorunda kalacak.

Henüz toprak altında çıkarılmayı bekleyen en az 14 daire ve bölgenin yakınlarında bulunan Karahantepe,Sefertepe ve Hamzantepe’de de benzer yapıların gün yüzüne çıkarılması ile kim bilir hangi gerçekler gün yüzüne çıkacak, doğru bildiğimiz hangi yanlışlarla karşılaşacağız.

Atalarımızın bin bir emekle inşa edip sonra da üzerlerini örterek terk ettikleri ya da sakladıkları bu yapıların gizemini en kısa zamanda çözüp geçmişimizin yollarını aydınlatmak evrendeki amacımıza bizleri biraz daha yaklaştıracaktır.

Yazar: Yasemin Aydın

Kaynaklar: https://www.smithsonianmag.com/history/gobekli-tepe-the-worlds-first-temple-83613665/
https://www.ranker.com/list/facts-about-gobekli-tepe-turkish-archaeological-site/stephanroget
https://www.ancient-code.com/inexplicable-similarities-between-gobekli-tepe-easter-island-and-other-ancient-sites/
https://www.youtube.com/watch?v=w8gKuLMPFyY
Göbeklitepe sempozyumu
Göbeklitepe filmi (Ahmet Turgut Yazman)

137 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
19 + 8 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.