Gerçeklik Aslında Bir Kuantum Aynaları Oyunu mu?

Gerçeklik Aslında Bir Kuantum Aynaları Oyunu mu?

Gerçeklik Aslında Bir Kuantum Aynaları Oyunu mu?

Oturduğunuzu ve en sevdiğiniz kitabı elinize aldığınızı hayal edin. Ön kapaktaki resme bakıyorsunuz, parmaklarınızı pürüzsüz kitap kapağında gezdiriyorsunuz ve sayfaları karıştırırken o tanıdık kitap kokusunu alıyorsunuz. Size göre kitap bir dizi duyusal görünümden oluşuyor.

Ama aynı zamanda kitabın bu algılarınızın arkasında kendi bağımsız varlığını da bekliyorsunuz. Bu nedenle, kitabı sehpanın üzerine bırakıp mutfağa gittiğinizde veya işe gitmek için evinizden çıktığınızda, kitabın hala elinizde tuttuğunuz zamanki gibi görünmesini, pürüzsüz hissettirmesini ve kokmasını beklersiniz.

Bizden ve diğer nesnelerden bağımsız olarak nesnelerin kendi bağımsız varoluşlarına sahip olmalarını beklemek aslında dünya hakkında yaptığımız köklü bir varsayımdır. Bu varsayımın kökeni 17. yüzyılın bilimsel devrimindedir ve mekanik dünya görüşü dediğimiz şeyin bir parçasıdır. Bu görüşe göre dünya, parçaları belirli hareket yasalarıyla yönetilen dev bir saat gibi işleyen bir makine gibidir.

Bu dünya görüşü, 17. yüzyıldan bu yana bilimsel ilerlememizin çoğundan sorumludur. Ancak İtalyan fizikçi Carlo Rovelli’nin yeni kitabı Helgoland’da savunduğu gibi, evreni en küçük ölçeklerde tanımlayan fiziksel teori olan kuantum teorisi neredeyse kesinlikle bu dünya görüşünün yanlış olduğunu gösteriyor. Bunun yerine Rovelli, “ilişkisel” bir dünya görüşü benimsememiz gerektiğini savunuyor.

İlişkisel olmak ne demek?

Bilimsel devrim sırasında, İngiliz fizik öncüsü Isaac Newton ve Alman meslektaşı Gottfried Leibniz, uzay ve zamanın doğası konusunda anlaşamadılar.

Newton, uzay ve zamanın evrenin içeriği için bir “kap” gibi davrandığını iddia etti. Yani, evrenin içeriğini (tüm gezegenleri, yıldızları ve galaksileri) kaldırabilseydik, boş uzay ve zaman kalırdı. Bu, uzay ve zamanın “mutlak” görüşüdür.

Leibniz ise uzay ve zamanın dünyadaki tüm nesneler ve olaylar arasındaki mesafelerin ve sürelerin toplamından başka bir şey olmadığını iddia etti. Evrenin içeriğini ortadan kaldırsaydık, uzayı ve zamanı da ortadan kaldırırdık. Bu, uzay ve zamanın “ilişkisel” görüşüdür: bunlar yalnızca nesneler ve olaylar arasındaki uzamsal ve zamansal ilişkilerdir. Uzay ve zamanın ilişkisel görüşü, genel göreliliği geliştirdiğinde Einstein için önemli bir ilham kaynağıydı.

Retinalarındaki Bir Molekül Göçmen Kuşlara Kuantum Mekaniği Kazandırıyor

Rovelli, kuantum mekaniğini anlamak için bu fikri kullanır. Bir foton, elektron veya diğer temel parçacık gibi kuantum teorisinin nesnelerinin, diğer nesnelerle etkileşime girdiklerinde sergiledikleri özelliklerden başka bir şey olmadığını iddia ediyor.

Bir kuantum nesnesinin bu özellikleri deney yoluyla belirlenir ve nesnenin konumu, momentumu ve enerjisi gibi şeyleri içerir. Birlikte bir nesnenin durumunu oluştururlar.

Rovelli’nin ilişkisel yorumuna göre, bu özellikler nesnede var olan tek şeydir: özelliklere “sahip” olan altta yatan tek bir töz yoktur. Töz; kendi kendisiyle, kendi kendisinde var olan anlamındaki felsefi kavramdır.

Peki bu kuantum teorisini anlamamıza nasıl yardımcı olur?

Schrödinger’in kedisinin iyi bilinen kuantum bulmacasını düşünün. Bir kediyi, bir radyoaktif atomun bozunması gibi kuantum işlemiyle tetiklenen, bir şişe zehirli gaz gibi öldürücü bir madde içeren bir kutuya koyarız ve kapağı kapatırız.

Kuantum süreci bir şans olayıdır. Bunu tahmin etmenin bir yolu yok, ancak atomun belirli bir zaman diliminde bozunma veya bozulma olasılığının farklı olduğunu bir şekilde tanımlayabiliriz. Çürüme, zehirli gaz şişesinin açılmasını ve dolayısıyla kedinin ölümünü tetikleyeceğinden, kedinin yaşamı veya ölümü de tamamen tesadüfi bir olaydır.

Ortodoks kuantum teorisine göre, biz kutuyu açıp sistemi gözlemleyene kadar kedi ne ölü ne de diridir. Kedinin tam olarak ne ölü ne de canlı olmasının nasıl olacağı konusunda bir bilmece var.

Ancak ilişkisel yoruma göre, herhangi bir sistemin durumu her zaman başka bir sisteme göredir. Yani kutudaki kuantum sürecinin bize göre belirsiz bir sonucu olabilir, ama kedi için kesin bir sonucu olabilir.

Bu nedenle, kedinin bizim için ne ölü ne de canlı olması ve aynı zamanda kesinlikle ölü ya da diri olması tamamen mantıklıdır. Konunun bir gerçeği bizim için gerçektir ve konunun bir gerçeği kedi için gerçektir. Kutuyu açtığımızda kedinin durumu bizim için kesinleşir; ama kedi hiçbir zaman kendisi için belirsiz bir durumda olmamıştır.

İlişkisel yorumda, gerçekliğin küresel, “Tanrı’nın gözü” görüşü yoktur.

Bu, bize gerçeklik hakkında ne söylüyor?

Rovelli, dünyamız nihai olarak kuantum olduğu için bu derslere kulak vermemiz gerektiğini savunuyor. Özellikle, favori kitabınız gibi nesneler, özelliklerini yalnızca siz de dahil olmak üzere diğer nesnelere göre taşıyabilir.

Bu aynı zamanda sehpanız gibi diğer tüm nesneleri de içeriyor. Yani işe gittiğinizde, en sevdiğiniz kitap, elinizde tuttuğunuz zamanki gibi görünmeye devam ediyor. Öyle olsa bile, bu gerçekliğin doğasının dramatik bir şekilde yeniden düşünülmesidir.

Bu görüşe göre, dünya karmaşık bir karşılıklı ilişkiler ağıdır, öyle ki nesnelerin artık diğer nesnelerden bağımsız kendi bireysel varoluşları yoktur: sonsuz bir kuantum aynaları oyunu gibi. Üstelik, bu ağın altında yatan gerçekliğimizi oluşturan bağımsız bir “metafizik” töz de olmayabilir.

Rovelli’nin dediği gibi: Biz görüntülerin görüntülerinden başka bir şey değiliz. Kendimiz de dahil olmak üzere gerçeklik, ötesinde hiçbir şey olmayan ince ve kırılgan bir perdeden başka bir şey değildir.

Derleyen: Feyza ÇETİNKOL

Retinalarındaki Bir Molekül Göçmen Kuşlara Kuantum Mekanizması Kazandırıyor

/Gerçeklik Aslında Bir Kuantum Aynaları Oyunu mu? /

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
9 + 21 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.