Dünya’nın yakınlarında uzaylılar var mı: İhtimalin en yüksek olduğu 4 gök cismi

Dünya’nın yakınlarında uzaylılar var mı: İhtimalin en yüksek olduğu 4 gök cismi

Dünya dışındaki yaşamı keşfetmek için uzak yıldızlara gitmemize gerek kalmayabilir

Dünya, yaşam için gerekli tüm bileşenlere sahip: Sıvı halde su, en az bir enerji kaynağı ve biyolojik açıdan kullanışlı moleküller.

Venüs’ün bulutlarında fosfin molekülünün keşfedilmesi ve bu molekülün canlılar tarafından üretilmiş olabileceği iddiası, bu bileşenlerden en azından bir kısmının Güneş Sistemi’nde de bulunduğunu tüm dünyaya hatırlattı.

Bu nedenle Birmingham Üniversitesi’nden uzay bilimleri araştırmacısı Gareth Dorrian, The Conversation’da kaleme aldığı bir yazıda, Güneş Sistemi’nde bulunan ve Dünya dışı yaşama ev sahipliği yapma ihtimali en yüksek olan gök cisimlerini anlattı.

Mars

Mars Güneş Sistemi’nde Dünya’ya en çok benzeyen gök cisimlerinden biri. Bir günün 24,5 saat sürdüğü gezegende kutuplardaki buzullar mevsimsel değişimlerle genişleyip daralıyor ve yüzey oluşumlarına suyun şekil verdiği görülüyor.

Dorrian’a göre Güney Kutup buzlarının altında bir gölün tespit edilmesi ve atmosferinde mevsimlere saatlere göre değişiklik gösteren metan gazının bulunması, Mars’ı yaşam için ilgi çekici bir aday yapıyor. Metan gazı biyolojik süreçler sonucunda üretilebileceği için önemli ancak Mars’taki kaynağı henüz kesin olarak bilinmiyor.

Bunun yanı sıra gezegende bir zamanlar çok daha yumuşak koşullar bulunduğuna ilişkin kanıtlar, yaşamın başlangıç için bir fırsat bulmuş olabileceği anlamına geliyor.

Ancak Mars bugün neredeyse tamamı karbondioksitten oluşan kuru ve çok ince bir atmosfere sahip. Bu, Güneş’ten gelen zararlı ışınlara karşı çok sınırlı bir koruma sağlıyor. Yine de Mars yüzeyinin altında bazı su birikimlerini korumayı başarmışsa önceden başlamış bir yaşamın varlığını hala koruyor olması mümkün.

Europa

1610’da Galileo Galilei’nin keşfettiği Europa, 79 doğal uyduya sahip Jüpiter’in 4 büyük uydusundan biri. Ay’dan biraz daha küçük olan bu uydu, yaklaşık 670 bin kilometre uzağında yer aldığı gaz devi gezegeninin etrafındaki bir turunu 3,5 günde tamamlıyor.

Europa, Jüpiter ve diğer uydularının birbiriyle yarışan yerçekimleri altında devamlı olarak genişleyip daralıyor. “Gelgit ısınması” ismi verilen bu olay nedeniyle sürtünen kayaç ve metalin iç yapıdaki sıcaklığı artırdığı ve uydunun Dünya gibi jeolojik açıdan aktif olabileceği düşünülüyor.

Dorrian’ın aktardığına göre uydunun yüzeyi tamamen donmuş suyla çevrili ve çoğu bilim insanı bu donmuş yüzeyin altında sıvı sudan oluşan küresel bir okyanus bulunduğunu düşünüyor. Araştırmacı bu okyanusun, yüzeyin 100 kilometre kadar altında yatabileceğini ifade ediyor:

Bu okyanusun kanıtları arasında yüzey buzundaki çatlaklardan fışkıran gayzerler, zayıf manyetik alan ve yüzeyin okyanus akımlarıyla bozulduğu düşünülen karmaşık coğrafyası yer alıyor. Yüzeydeki kalın buz tabakası, bir yeraltı okyanusunu soğuktan, uzayın vakumundan ve Jüpiter’in şiddetli radyasyon kuşaklarından koruyabilir. Okyanusun dibinde ise hidrotermal bacalar ve okyanus tabanı volkanları keşfedebiliriz.

Dünya üzerinde bu tür bacaların, çeşitli ve çok zengin ekosistemlere ev sahipliği yaptığı biliniyor. Hatta bilim insanları hidrotermal bacaları, Dünya üzerindeki yaşamın başladığı düşünülen en muhtemel yerlerden biri olarak değerlendiriyor.

Enceladus

Enceladus, Europa gibi altında sıvı sudan oluşan bir yeraltı okyanusunun bulunduğu buzla kaplı bir uydu. Satürn’ün yörüngesindeki gök cismi, Güney Kutbu yakınlarındaki devasa gayzerlerin keşfiyle birlikte bilim insanlarının dikkatini çekti.

Yüzeyindeki geniş çatlaklardan çıkan su, uydunun zayıf yerçekimi nedeniyle uzaya fışkırıyor ancak yeraltında sıvı suyun bulunduğuna dair açık bir kanıt da oluşturuyor.

Bu gayzerlerdeki püskürmelerde, yalnızca suyun varlığı değil bir dizi organik molekül de saptandı. En önemlilerinden biri, yalnızca kayaç bir okyanus tabanıyla fiziksel temasa sahip ve en az 90 santigrat derece sıcaklıkta oluşabilen minik silikat parçacıkları oldu. Bu da yaşam için gerekli kimyasal bileşimi ve enerji kaynağını sağlayan hidrotermal bacalara ilişkin güçlü bir kanıt sağladı.

Titan

Satürn’ün en büyük uydusu Titan, Güneş Sistemi’ndeki kayda değer bir atmosfere sahip tek uydu. Bu atmosfer karmaşık organik moleküllerin ortaya çıkardığı kalın bir turuncu renkli sis içeriyor. Su yerine sıvı ve gaz halinde bulunan metandan oluşan hava döngüsünün bulunduğu uyduda, mevsimsel değişimlerin, kurak dönemler ve rüzgarların oluşturduğu kum tepeleri yer alıyor.

Dorrian’ın aktardığına göre Titan atmosferi, bildiğimiz tüm yaşam biçimleri için vazgeçilmez nitelikteki proteinlerin inşasında yer alan azot elementini barındırıyor. Gözlemler de uyduda sıvı metan ve etandan oluşan nehir ve göllerin varlığına işaret ediyor. Ayrıca uyduda kriyovolkanların bulunması da mümkün. Kriyovolkanlar, yanardağlara benzeyen ancak ergimiş kayaçlar yerine su, amonyak ve metan püskürten oluşumlar. Bu da Titan’ın, Europa ve Enceladus gibi yeraltı sıvı birikimine sahip olabileceğini gösteriyor.

Dorrian, uydudaki koşulların yaşama ne ölçüde elverişli olduğunu şöyle açıklıyor:

Güneş’e epey uzak olması, Titan’ın yüzey sıcaklığını -180 santigrat dereceye kadar düşürüyor. Bu rakam, sıvı su için gerekenden sıcaklıktan çok daha düşük. Ancak uydudaki kimyasalların bolluğu Dünya’daki canlılardan tümüyle farklı başka yaşam formlarının var olabileceğine yönelik bazı fikirlere de öncülük ediyor.

Kaynak Çeviri:indyturk

Kaynak:https://theconversation.com/

65 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
5 + 16 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.