Yeni Bir Araştırmaya Göre Ahtapotlar Dünya Dışı Kökenlere Sahip

Ahtapotlar  zeki , gelişmiş , kendi yuvalarını yapabilen, renk değiştirebilen ve iklim değişikliklerine iyi uyum sağlayabilen canlılar olarak bilinirler.

33 uluslararası bilim insanından oluşan bir gurup araştırmacı, bu eşsiz özelliklerin dünya dışı bir kökene sahip olabileceğini öne sürüyorlar. Bu bilim insanları , ahtapotların dünyaya düşen kuyruklu yıldızlar ile dünya dışından gelen hayat formlarından evrimleşmiş olabileceği teorisini araştırdı.

Bilim insanları, gezegenimizdeki yaşamın kökenlerini tespit edebilmek için yüzyıllardır mücadele etmektedirler. Bu çalışma dünya üzerindeki yaşamın evrilmesinin , uzaydan gelen organizmalar tarafından etkilendiğine dair teoriye ilginç bir bakış açısı getirmektedir.

Çalışma bazı eleştirilere maruz kalsa da bilim insanlarının araştırmasının temeli oldukça sağlam. Hadi hep birlikte ,bilim insanlarının buluşlarına daha yakından bakalım.

DÜNYAYA YAŞAMIN  UZAYDAN GELDİĞİ TEORİSİ

1980 yıllarında Fred Hoyle ve astrobiyolog Chandra Wickramasinghe ,  yaşamın yeryüzünde kaynaklanmadığını öne sürmek için bir araştırma ekibi oluşturdu.Aslında dünyadaki yaşam, kuyruklu yıldızlarda bulunan uzay şartlarına direnç gösterebilen bakteriler ,virüsler ve belki de döllenmiş bitki tohumları ve yumurtalar tarafından tohumlanmıştır. Bu , bilimsel olarak “The Theory of Panspermia -Yaşamın Dünyaya Uzaydan Geldiği Teorisi” olarak bilinir.

En erken mikro biyolojik hayatın kalıntıları kayalar içinde Kanada’da bulunmuştur ve           4.1 – 4.23 milyar yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Bu dünyanın hala kendi çekirdek ve kabuğunu, atmosferini ve okyanuslarını oluşturduğu Hadean Dönemidir. Gezegenimiz o dönemde asteroitler ve kuyruklu yıldızlarla sık ve şiddetli çarpışmalar geçirdi ve yüzeyi halen aşırı sıcak ve dengesizdi.

Araştırmanın bilim insanları  , dünyadaki hayatın bu dönemde  oluşmasının imkânsız olduğunu öne sürdüler. Kanada’da bulunan ve gezegenimizde etkili olan mikro biyolojik  virüs ve mikroplar , dünyamıza kuyruklu yıldızlar ve gök taşları tarafından büyük olasılıkla o dönemde dünyaya getirildiler ve bunlar yeryüzündeki karasal yaşamın temelini oluşturdular.

TAM OLARAK BİR KUYRUKLU YILDIZDA NELER TUTUNABİLİR?

Kuyruklu yıldızda hayat formlarının  tutunabilmiş olması kulağa çok zorlayıcı bir fikirmiş gibi geliyor olsa da  ,araştırmalar bunun olmasının çok belirgin bir gerçek olduğunu göstermeye başlıyor. Milyarlarca yıl önce güneş sistemimizin ilk oluştuğu dönemlerde  kuyruklu yıldızların  bünyesinde oldukça bol miktarda su bulundurduklarına dair kanıtlar bulundu. Bu  korunmuş ve sulu ortamlar, erken bakteriler ve virüslerin büyümesi ve çoğalması için ideal koşullar sağladı.

Kuyruklu yıldızların çok geniş çeşitlilikteki antik organik partiküllere sahip olmasının keşfi de bu teoriyi desteklemektedir. Organik partiküller şekerler, amino asitler ve DNA alt yapısı  gibi yaşamın temeli olan moleküllerin yaratılmasında önemli öncüllerdir.

Kanıtlar , kuyruklu yıldızların milyonlarca yıl uzayda bulunduktan ve soğuduktan sonra, içlerinde bulunan  ilkel bakteri ve virüslerin buza gömülü halde kayaya veya karbonlu maddeye dönüştüğünü gösteriyor. Bu da onların uzayda bulunan yoğun radyasyon  ve sıfırın altındaki çok düşük sıcaklıklardan koruduğunu göstermektedir.

Henüz kanıtlanmamış olsa bile , döllenmiş yumurtaların ve bitki tohumların da bu şekilde benzer koşullardan korunabilmiş olmaları ihtimali vardır.

AHTAPOTLAR BİZE EVRİM HAKKINDA NE ANLATABİLİRLER

Aslında ahtapotlar sümüklü böcekler ve salyangozlar ile akrabadırlar. Bunlar kafadan bacaklılar olarak bilinen 500 milyon yıl önce Cambrian Patlaması olarak adlandırılan  dönemde gelişen bir yumuşakça grubuna aittir. Bu, dünya okyanuslarındaki yaşamın dramatik bir çeşitlilik ve evrim aşaması geçirdiği ve modern yaşamın atalarının çoğunun doğduğu bir dönemdi. “ Cambrian Patlaması’nın Sebepeler – Dünyasal mı veya Kozmik mi ?” olarak adlandırılan çalışmada  , yaşamın uzaydan geldiği teorisinin , Cambrian Patlaması’na ve ahtapot gibi yaşam formlarının gelişmelerine nasıl etki ettiği  araştırıldı.

  1. Virüs taşıyan kuyruklu yıldızlar Cambrian Patlamasını başlattı.

Virüsler yeryüzünde yaşayan en küçük organizmalardır , kendilerini başka bir canlı organizma hücrelerine konuk olarak ve kendi genetik materyallerini hücreye  bağlayarak çoğalırlar .Bu durum konağın genetik yapısını değiştirir ve bu da konağın enfekte olmasına sebep olur.

Bu  , viral enfeksiyon etkisi  konaklanan canlının genetik kodunu değiştirerek , konağın evrim sürecini de değiştirebilecek potansiyele sahip olduğu  anlamına gelmektedir .Retrovirüsler ilk defa  Cambrian Patlaması’ndan hemen önce ortaya çıkaran ve çoğalan özel tip virüslerdir.

Araştırmacılar, bu retrovirüslerin dünya’nın yaşadığı kuyruklu yıldız bombardımanı ile  aynı dönemlerde  geldiklerine  inanıyorlar. Kuyruklu yıldızlar parçalandıkça ve dünyanın atmosferine içindeki moloz izlerini bıraktıkça, uyuyan retrovirüsler serbest kaldı ve gezegenimizin yüzeyine yayıldılar.

Bu yeni genetik materyallerin yoğun bir şekilde virüs formunda gezegene dağılması sonucunda ,okyanuslarda ve daha sonra potansiyel olarak karada meydana gelen yaşamın da  gelişmesine etki etti .

  1. Ahtapotlar, Dünya’da evrimleşemeyecek kadar ani ortaya çıktı .

Yıldızlar arası virüslerin ortaya çıkışı  gezegenimizdeki yaşamın genetik çeşitliliğini arttırmış olabilir  ,fakat ahtapotlar, evrimsel bir bakış açısıyla bakıldığında bir anlam ifade etmeyen bazı benzersiz genetik özelliklere sahiptir.

Genetik olarak ahtapotlar, dünyadaki diğer birçok yaşam formundan önemli ölçüde farklıdır. Büyük beyinleri, gelişmiş sinir sistemleri, esnek gövdeleri ve anında renk ve şekil değiştirme yetenekleri, diğer modern yaşam formlarına kıyasla hala çok benzersizdir.

Ve bu çarpıcı özellikler evrim sahnesinde 270 milyon yıl önce aniden belirdi. Araştırma ekibi bu ani “ileriye doğru büyük sıçramanın” bu kadar kısa bir sürede imkansız olacağı sonucuna ulaştı. Araştırmacılar ,“ mürekkepbalığı ve / veya ahtapot yumurtalarının milyonlarca yıl önce, buzla kaplı göktaşların içinde donmuş olarak  dünyaya gelmiş olma ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir . ” diyor.

BUGÜN BUNU DÜNYADAKİ HAYAT İLE NASIL İLİŞKİLENDİİREBİLİRİZ ?

Ahtapot yumurtalarının gerçekten uzaydan gelip gelmediğini tam olarak bilemeyebiliriz fakat yaşamın dünyaya uzaydan geldiği teorisi , dünya görüşümüzde radikal bir değişim potansiyeli taşımaktadır. Araştırmacılar tartışmalarını, “‘Hayatın geniş tabanlı bir şekilde dünyada ortaya çıktığı görüşümüzü  , gezegenimizdeki yaşamın dış uzaydan gelen organizmalar tarafından etkilenmiş ve  etkilenmeye devam ettiği “kozmik biyoloji içeren”  bilimsel kanıtı ile değiştirmemiz gerektiği  , ’’’görüşü ile sonuçlandırdılar.

Araştırmacılar , aynı zamanda galaksimizde aralarında meteoritler , kuyruklu yıldızlar, hatta uzay tozu gibi  milyarlarca materyal değişimi potansiyeli olan , çok sayıda  yaşam barındırabilecek ve diğer dünya benzeri gezegenlerin de bulunduğuna işaret ettiler ve

“Sonuç olarak  , galaksinin tamamının (ve belki de yerel galaksiler grubumuzda dahil ) birbiri ile bağlantılı  tek bir biyosferden oluşmakta  olduğu  görüşüne varmak zorundayız , ” diye de eklediler.

Makale aslı https://www.care2.com internet sitesinde yayınlanmıştır.

Çeviri: İbrahim Özkaraca

Kaynak: https://www.care2.com/greenliving/new-research-suggests-octopuses-have-extraterrestrial-origins.html#15420052480382&action=expand_widget&id=0&data=

77 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
5 + 9 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.