Rüyaların Gizemi Bilinçaltında ve Birleşik Alan Teorisinde mi Saklı?

Tümümü hatırlamasak da hemen hemen hepimiz rüya görür ve rüyalarda ilginç deneyimler yaşarız. Çoğumuz rüyalara büyük anlamlar yükleriz ve rüyalar bizim için her zaman merak konusudur. Rüyalarımız adeta günlük hayatta bize imkansız gibi görünenleri imkanlı hale getirirler.

Aynı zamanda öyle gerçek ve canlıdırlar ki, bütün duygu durumlarını rüyalarımızda yaşarız. Bunlar kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz duygulardır. Sürekli özlemini çektiğimiz vefat etmiş bir yakınımızla,eşimizle, dostumuzla konuşma imkanını bulur, bazen de kuş gibi uçabiliriz. Birileri tarafından kaçırılır ya da sürekli bir yere yetişmeye çalışır ama bir türlü yetişemeyiz.
Bu duygular öyle gerçekçidir ki, uyandığımızda kendimizi gerginlikten kasım kasım kasılmış, mutluluktan ya da üzüntüden gözlerimizden yaş gelmiş ve ya içimiz kıpır kıpır olmuş olarak bulabiliriz. İşin ilginç yanı bizlere çok uzun gelen bu olaylar silsilesini aslında saniyeler içerisinde deneyimlemiş olmamızdır. Rüyalarda zaman kavramı uyanık halimizdeki zamandan oldukça farklıdır.

Rüyalar kimi bilim insanlarına göre beyin sapından üretilen rastgele sinyallere ön beynin verdiği tepkilerdir. Bu nedenle bu bilim insanları rüyaların çok büyütülmemesi gerektiğini düşünürler. Kimi bilim insanları ise rüyaların gizemini çözebilmek için hala çalışmalar yapmaya devam etmekteler. EEG tekniğiyle, uykunun REM evresinde ( uykunun rüya görülen evresi.) insanların beyninde hangi bölgelerinin aktif olduğunu gözlemlemektedirler.

Rüya Türleri

Birçok rüya türü vardır. Kuşkusuz insanı en çok etkileyen bilinçaltından kaynaklananlar ile prekognitif ve yaratıcı rüyalardır.

Bilinçaltı kaynaklı rüyalar

Bilinçaltından kaynaklanan rüyalar ile Jung ve Freud ilgilenmiş ve ikisi de bu rüyalara farklı bakış açıları getirmiştir.Freud’a göre çocukken bastırdığımız duygular bilinçaltı yoluyla rüyalarda karşımıza gelir. Jung’a göre ise kişinin hayatında, zihninde ya da fizyolojik yapısında bir dengesizlik vardır. Bilinçaltı bu dengeyi sağlamak ve sorununun kaynağını bulmak için kişiye rüyasında sembollerle cevap verir.

Her iki teorinin de birlikte değerlendirilmesi akla daha yatkın görünüyor. Freud’un teorisini örnekleyen şöyle bir olay gerçekte yaşanmıştır.

Amerika’da Emilia isimli genç bir kız sürekli rüyasında kaçırılıp, bıçakla tehdit edildiğini ve tecavüze uğradığını görür.Bu kabuslar genç kadının yaşamını alt üst etmiştir. Soluğu bir psikoterapistte alır. Psikoterapist önce kişinin bilinçaltına gördüğünün sadece bir rüya olduğu fikrini yerleştirir. Bu yöntem işe yaramaz. Emilia aynı kabusları görmeye devam eder. Daha sonraki seanslarda genç kadının iki yaşındayken, komşularından bir ailenin bebeğinin kaçırıldığı ve daha sonra bebeğin ölü bulunduğu, ayrıca babasının bu kadını kaçırılma anında kızının odasının penceresinin altında gördüğü ortaya çıkar. Bu vaka küçük kızda öylesine bir travma yaratmıştır ki bilinçaltına bir gün o kadının kendisi için geleceği düşüncesi kodlanmıştır ve genç kadının her gece aynı kabusu görmesine neden olmuştur.Psikoterapi seanslarında bu kez bu durumun geçtiği ve kendisi için gelmeyeceği düşüncesi bilinçaltına kodlanır ve Emilia isimli genç kadın artık kabuslarından kurtulur.

Jung’un teorisini yine kendisinin gördüğü bir rüyadan örneklendirebiliriz.

Jung rüyasında birbirinden farklı katları olan bir ev görür.En üst kat 18. yy tarzıyla, altındaki kat 16. yy üslubuyla döşenmiştir.Ve ne kadar aşağıya inerse katlar daha da eskiyi yansıtır.Bu durum Roma dönemine kadar gider ve sonunda bodrum katında büyük yassı bir taş görür ve bu taştan aşağısı tarih öncesi döneme ait kemik ve kafataslarıyla dolu bir mağaradır.Jung daha sonra rüyayı analiz eder ve bu rüyanın kendi yaşamının özeti olduğunu keşfeder.Jung 200 yıllık bir evde büyümüştür ve annesiyle babasının tutumu Ortaçağ’a özgüdür.

Diğer bir örneği ise yakın arkadaşımın başından geçen bir rüya ile örneklendirebilirim. Evlenme aşamasında sürekli nişanlısıyla sorunlar yaşadığı bir dönemde bitirme ve devam etme kararı arasında kaldığı bir aşamada rüyasında sürekli kar görür. Bu dönemde ne zaman rüyasında kar görse, sabahleyin bir rahatlama hissiyle uyanır.Sonunda süreci evlenme aşamasına getirmeden bitirmeye karar verir.Belki de bilinçaltı kar simgesiyle ona aradığı cevabı vermiştir.Çünkü Jung’a göre bilinçaltı cevabı yazılı metinlerle değil sembollerle egoya bildirir.Kar her şeyin üzerini kapatır ve ilk yağdığında bembeyaz yeni bir sayfayı anımsatan bir görüntü sağlar. Belki de bu yüzden bilinçaltı kar sembolünü seçmiştir.

Jung’a göre semboller kişiye özgüdür. Sembolleri kişinin kendisi çözümlemeli ve ona vermek istediği mesajı,hayatında neyi dengelemesi gerektiğini kişinin kendisi bulmalıdır.Piyasadaki rüya yorumları kitaplarına bakınca bu fikrin ne kadar doğru olduğunu görebiliriz. Çünkü her kişinin bilinçaltı kendine özel,öznel deneyimleriyle kodlama yaptığı bir alandır.

Nasıl oluyorda bilinçaltı rüyalarımızda bu kadar etkili olabiliyor?

Araştırmacılar hayatımızı 0-6 yaş döneminde bilinçaltımızda oluşturduğumuz kodlamaların yönettiğini söylüyor. Her ne kadar bilinçli bir şekilde bir olaya tepki verdiğimizi düşünsek de işin aslı daha başkadır. Daha önceki dönemlerimizde bir duruma nasıl tepki veriyorsak, ilerleyen dönemlerde de benzer durumlara benzer tepkileri veriyoruz. Bilinçaltı beynimizin otomatik pilotu gibi hayatımızı yönlendiriyor. Yoğun duygular yaşadığımız dönemde de rüyalar yoluyla bilinçaltımızın karşımıza çıkmasının nedeni onun tüm duygularımızın kaynağı ve yerleştiği yer olmasıdır.Uykudayken bilincimiz pasif hale geçtiğinden kontrolü direk bilinçaltına bırakıyor olabilir. Bilinçaltımız kötü niyetli değildir,amacı kişiyi korumaktır.Bu nedenle de rüyaların kişiye zarar
veren bastırdığı duyguları rahatlaması için gün yüzüne çıkarır ya da kişinin aradığı cevabı ona verir.

Prekognitif rüyalar

Bu rüyalar ise en çok şaşırtıcı olanlardır. Prekognitif rüyalar kişinin gerçekleşmemiş olayları önceden rüyasında görmesi, yaratıcı rüyalar ise bir sanat eserinin,bir icadın yapılmasını ya da yeni bir kavramın doğmasını sağlayıcı ilham veren rüyalardır.

Prekognitif rüya gören insanları çevrenizde muhakkak görmüş ya da bu rüyaları bizzat kendiniz deneyimlemiş olabilirsiniz. Bu konuda Abraham Lincoln’ün rüyası oldukça dikkat çekicidit. 1865 yılında Abraham Lincoln eşine kendi ölümünü gördüğü rüyasını anlatmıştır. Lincoln’un rüyası şöyledir:

Gece geç saatlere kadar oturur,cepheden gelecek önemli haberleri bekler.Daha sonra yatağına yatar.Çok yorgun olduğu için hemen uykuya dalar ve rüya görür.Rüyasında bir grup insanın ağlaması gibi boğuk hıçkırıklar duyar.Rüyasında yatağından kalktığını sanar ve alt kata iner.Orada da sessizliği bozan aynı iç burkan hıçkırıklar vardır.Daha sonra oradan çıkıp doğu odasına gider.Odanın ortasında kaidenin üzerinde bir ceset görür.Salondaki askerlerden birine Beyaz Saray’da kimin öldüğünü sorar.Asker başkanın bir suikaste kurban gittiğini söyler.Sonra kalabalıktan acı bir uğultu yükselir ve Abraham Lincoln’u uyandırır. Bu rüyadan bir hafta sonra Abraham Lincoln suikaste kurban gider.

Yaratıcı rüyalar

Yaratıcı rüyalar bizlerde hayranlık uyandıran pek çok kişinin deneyimledikleri rüyalardır.

Wiliam Blake, geliştirdiği bakır levhalar üzerine yazılı metni renkli resimlerle benzeme tekniğini rüyasında ölü kardeşinden öğrenmiş.Paul Mc Cartney sevdiğimiz o meşhur “Yesterday” parçasını çalmadan önce rüyasında dinlemiş.Mendelev aylarca periyodik tabloyu oluşturmak için çalışmış ve sonunda çalışma masasında uyuyakalmış.Rüyasında elementleri tabloda olması gereken yerde görmüş.Uyandığında tabloyu hemen bir kağıt parçasına çizmiş ve sadece bir elementin yerini düzeltmek zorunda kaldığını belirtmiştir.

Rüyalara hala kesin bir bilimsel açıklama getirilememiştir. Bu durumun kuantum fiziğindeki birleşik alan teorisiyle açıklanabileceğini düşünüyorum.Bu teoriye göre evrendeki her şey bilinçli ve birbirine bağlıdır.Bağlantının başladığı bir merkez vardır.Bu tek olan alana “superstring “ deniliyor ve burası ortak bir bilinçtir.Bizler de bu alanın birer arayüzüyüz.Bireysel benliğimiz (egomuz) elektronlarla kendisini ifade ediyor,tek olan ortak alan ise çökerek parçacığa dönüşmemiş potansiyel elektronlarla ifade ediliyor. Bizler parçacık, birleşik benlik ise dalgadır.Eğer bu ağa bağlanabilirsek, kaynağın bilgi akışına bağlanır ve sorularımıza cevap bulabiliriz.

Bizler de farkında olmadan rüyamızda bu ağa bağlanıp ve bize göre henüz gerçekleşmemiş bir olayı kendi algımıza göre rüyamızda görüyor olabiliriz. Çünkü bu alan bütün zamanların iç içe girdiği bir alandır. Zaman –mekan olayından farkında olmadan çıkmayı başarıyor ve bu ortak ağa bağlandığımızda sadece kendi geleceğimizle ilgili değil, yakınlarımızın geleceği ile ilgili ya da çok büyük felaketlerle ilgili bilgiler ediniyor olabiliriz.

Peki neden kendisi,kendi yakınları ya da çok büyük felaketlerle ilgili bilgileri kişi zihnine çekiyor?

Bu durumu internetin çekim gücüne benzetebiliriz.Bilincin çekim gücü ne zaman artar?Kendisi, sevdikleri ya da bütün insanlığı etkileyen felaketler söz konusu olduğunda.

Yine kişi aylar süren çalışmalar yapmışsa ve bir türlü bunun cevabını bulamamışsa, zihin rüyada bu ortak ağa bağlanıyor ve cevabını buluyor olması olasıdır.Tıpkı Mendelev, PaulMcCartney ya da William Blake örneğinde olduğu gibi.

Birleşik Alan Teorisinin başka bir bilim dalındaki ismi ise Morfik Alanlar Teorisidir.

Aslında Tesla bu ortak ağa ve alana şu sözlerinde atıfta bulunmuş bana göre:”Benim beynim sadece bir alıcıdır.Evrende bilgiyi,gücü ve ilhamı ondan aldığımız biz öz vardır.Bu özün sırlarına nüfuz etmedim.Ama var olduğunu biliyorum.”

Rüya gördüğümüz REM(hızlı göz hareketi) evresinde omuriliğimizde sinirlerin işlevi durdurularak geçici felç durumunun ortaya çıktığı, sadece gözlerin hızlı hareket ettiği ve serebral korteksimizdeki nöronların aktive olduğu keşfedilmiş. Ayrıca rüyaların hafızanın beşiği hipokampüs ile duyguların kilit oyuncusu amigdalayı birbirine bağladığı ortaya çıkarılmış.

Rüya esnasında beynimizdeki ve vücudumuzdaki bu değişimlerin rastlantısal görüntüler oluşturma fikrinin geliştirilmeye ihtiyacı var.Henüz bilinç,bilinçaltı kavramlarını tam olarak keşfedememişken rüyaların gizemini çözmeye kalkmak zor gibi gözükse de, zamanla bilim dünyasının bu olguları çözebileceği muhtemeldir.

Araştırıp düşündükçe ve konular üzerine kafa yordukça kim bilir belki bizler de çabalarımızın karşılığını örneklerde gördüğümüz kişiler gibi rüyalarımızda cevaplar ya da ilham şeklinde alırız.Neden olmasın?

Yazan:Yasemin Aydın

Kaynaklar:

www.fizikist.com
Rüyalar ve semboller
Rüyaların bilimi/NationalGeographic
https://evrimagacı.org/rüyalar
bbc.com
onedio.com
indigodergisi.com birleşik alan havuzunda rüya analizi
www.kigem.com
Birleşik Alan Teorisi/Ne biliyoruz ki isimli belgesel
https://netvent.com/bilinçaltı-zihin-nasıl

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.