On Üçüncü Kat: Ya Yaşadığımız Dünya Bir Simülasyondan İbaretse?

On Üçüncü Kat: Ya Yaşadığımız Dünya Bir Simülasyondan İbaretse?

Bilim kurgu severlerin izlemesi gereken filmlerden biri olan 1999 yapımı The Thirteenth Floor (On Üçüncü Kat) pek bilindik bir film olmamasına rağmen Josef Rusnak imzalıdır ve Inception, hatta Prometheus gibi büyük yapımların ilham kaynağı olmuştur. Blade Runner (1982)’ın yağmurlu ve sisli atmosferini de gördüğümüz ve ona felsefik açıdan bazı göndermeleri bulunan On Üçüncü Kat, Descartes’in “Düşünüyorum, öyleyse varım” ünlü sözüyle başlar, Sokrates’in “Cahillik, mutluluktur” düşüncesiyle devam eder ve bu fikirlerin doğruluğunu bize sorgulatır. Bu açıdan soluduğumuz dünyanın aslında bir simulasyondan ibaret olup olmadığını, düşünüyor olsak bile bir üst akıl tarafından yönetilen kuklalar olup olmadığımızı da izleyenlere düşündürtür aslında On Üçüncü Kat.

Filmi kısaca özetlemek gerekirse; her şey gelişmiş bir teknoloji şirketinin sahibi olan ve 1937’lerin Los Angelas’ının bir simülasyonunu yapmayı başaran Hannon Fuller’in aslında yaşadığı dünyanın da bir simulasyon ürünü olduğunu öğrenmesiyle başlar. Fakat işler yolunda gitmez. Beraber çalıştığı Douglas Hall’a bu gerçeği söylemesi gerektiğini düşünen Hannon Fuller, esrarengiz bir biçimde öldürülür. Tabiki bu cinayetisimulasyonu bir oyuncak gibi kullanan David(üst akıl) gerçekleştirecektir çünkü sistemdeki küçük bir hata bütün sistemi çökertme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla, “replika” ların yaşadıkları dünyanın bir simülasyondan ibaret olduğu gerçeğini bilmemesi gerekir. Bu nedenle David’in kendisini o simulasyondaki benzerine, Douglas Hall’a, aktararak Fuller cinayetini işlemesi ve bu bilginin geçmişin karanlık sayfalarına gömülmesi gerekmektedir. Ancak yine işler yolunda gitmez çünkü tanrımsı bir şekil çizen David’ın eşi Jane Fuller, Douglas Hall’a aşık olmuştur. Sonunda Jane Fuller’ın kıvrak zekasıyla David simulasyon içerisinde ölür, Douglas gerçek dünyada uyanır ve kendisini 2024 senesinde bulur.

Yukarıda da bahsettiğim üzere, On Üçüncü Kat’ın sonunda David kendini Douglas’a aktarmış ve dedektif tarafından o bedende öldürülmüştür. Peki, Douglas filmin sonunda nasıl David’ın bedenine geçer ve gerçek dünyaya “merhaba” der? Bu yönden bakılırsa, film biraz açık uçlu olarak biter ve son seyircinin hayal gücüne bırakılır.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=dtYdZkPmFoU]

Bence, David’ın simulasyon içerisinde ölmüş olması onun beyin ölümüne neden olmuştur. Dolayısıyla, David’in beyin ölümünün gerçekleşmesi, bir simulasyon ürünü olan Douglas’ın beyninin ve “ruhunun” gerçek dünyada bir bedeni olan David’ın yerine geçmesine olanak sağlamıştır çünkü her şey bir bilgisayar yazılımı ürünüdür ve bu elektronik yazılımlar On Üçüncü Kat’ın 2024 ütopyasında beyinsel dönüşümlere ve geçişlere izin vermektedir.

On Üçüncü Kat filmi şu an izlediğimiz bilim kurgu yapımlarının farklı boyutlara gelmesinde çok önemli bir yere sahiptir ve ufuk açmıştır. “Avalon” tadı vermesi de cabasıdır. Bu yüzden 110 dakikacık, ikinci yarısı daha zevkli olan bu harika filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Yazar:Öznur Derya Değirmencioğlu

2 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
3 + 24 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.