Meşruiyeti Tanrı Enlil mi Sağladı?

Devletin nasıl oluştuğu ve nasıl yönetileceği konusunda kuşkusuz ki Mezopotamya uygarlıkları döneminde de bir çok farklı görüş öne sürülmüştür ancak hepsinin altında yatan, kralların kendilerini tanrının çocukları olarak görmesi ve babaları adına ülkelerini yönetmesi idi.

Sümer kralları, Sümer pantheonun baş tanrısı Tanrı Enlil’i babaları, Enlil’in karısı Ninlil’i ise anneleri olarak görürlerdi. Devlet olgusunun ortaya çıkışını Sümerologlar kutsal dayanaklarla açıklamaktadır. Bu uygarlıklarla beraber siyasi örgütlenmelerin dinin etkisinde geliştiği fikri yadsınamaz bir gerçekliktir. Mezopotamya’da devletin merkezi tapınaktır. Tapınak dinin yanında iktisadi hayatında merkezi haline gelmiş ve Tanrı devleti krallara paylaştırmıştır. “En” adındaki bu kralların görevleri tapınağı ve ekonomiyi Tanrı adına yönetmektir.

Mezopotamya’da Sümerlerin tapınağı yönetim için de kullanmaları, toplumu halk, köleler, askerler ve din adamları olarak dörde ayırmaları, bu toplumun aristokrat sınıfını din adamlarının oluşturmasını sağlamıştır. Bununla birlikte baş rahiplerin yönetici konumda olmaları dine dayalı yönetim olan teokrasiyi akıllara getirse de iktisadi alanda da tapınağın kullanılması onun çok yönlü olduğunu göstermekle birlikte bu fikri tam anlamıyla desteklemekte yetersiz kalmaktadır.

Şehir devletlerine ayrılan Sümerler kil tabletleriyle ilk siyasal tarihi, yönetim ve meclis tarihini başlatmıştır. Kurdukları meclis sistemi, günümüz meclis sistemlerine yakındır. İki kısımdan oluşan bu meclis sisteminin ilk kısmını yaşlılar meclisi oluştururken ikinci kısmını ise savaş meclisi oluşturmaktadır. Bu ikili meclislerin oluşumuna zemin hazırlayan gerekçe ise devletin kent devleti olması ve bu kentlerin birbirleriyle çatışma halinde olmasıdır.

Toplumsal sınıf oluşturan, idari yönetimde şehir devletiyle yönetilen ve çatışma halinde olan bu şehirlerden Lagaş’da toplumsal reformun gerçekleşmesi MÖ. 2400 yılını bulmuştur. Bu reformla İlk vergi indirimi gerçekleşmiştir. Samuel Noah Kramer’in “ Dünya yaratıldıktan sonra, şehirler tanrılar arasında paylaşılmıştır. Her şehrin bir tanrısı vardır. Teorik olarak tüm topraklar şehir tanrısına aittir.” ifadelerinde de günümüz yerel yönetimlerin belediyecilik anlayışına işaret etmektedir. Toprakların bir kısmının halka ait bırakılması, fakirlerin hayvanlarının, çiftliklerinin olması bu görüşü desteklemekle belki de kralların meşruluk kazanma amacına hizmet etmiştir.

Meclis sistemini oluşturan güç demokrasiyi ortaya çıkarır mıydı ve ya reformu gerçekleştiren uygarlık demokrasiyi de beraberinde getirir miydi? Bunun cevabı için kil tabletlerinde yer alan dumugir-atuka kelimesine bakabiliriz.. Halkın gücü anlamına gelen bu kelime demokrasinin temellerini atmaktadır.

MÖ 3000. yıllarda bıraktıkları kil tabletlerinden ürettikleri ekonomik sistemin teokratik sosyalizme öncülük ettiği tapınak sosyalizmi de dedikleri bu sistemde her insanın ürettikleri malı tapınağa getirip rahiplere resmettirmesi ile anlaşılmaktadır.

İnsanlığın varoluşundan beri toplumun her alanda gelişmesi üzerinde inanç sisteminin büyük bir yer tutması hatta her alana yayılması devletleşmenin sürecinde krallar ve Tanrılar birleştirici bir güç oluşturmuştur. Mezopotamya’da tanrıların meşrulaştırma aracı olarak görülmesi kralların gücüne hizmet etmekteydi. Her kentin kendi tanrısına sahip olmasının yanında sonraki uygarlıkların bir baş Tanrıya ihtiyaç duymalarının nedenin Sümerlerin daha küçük coğrafi alana sahip olması ile açıklayabiliriz.

Kaynaklar:

KRAMER Samuel Noah, Tarih Sumerde Başlar, Çev.:Hamide Koyukan, Kabalcı   Yay., istanbul 2002.

MEMİŞ, Ekrem (2012), Eskiçağda Mezopotamya, Ekin Yayınevi, Bursa.

http://inciraltitarih.com/muazzez-ilmiye-cig-ile-sumerlere-yolculuk/ Mayıs,2018

Yazan: Esra Şen

92 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
15 + 10 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.