Kayıp Kıta Mu

Türkler Mu’ nun Torunları olabilir mi?

Atlantis’e nazaran daha az bilinen fakat Atlantis’ten çok daha büyük ve çok daha eski olan, ilk insanın da anavatanı olduğu varsayılan Kayıp Mu kıtası Pasifik Okyanusu’nda Asya ve Amerika kıtaları arasında yer almaktadır. Yüz ölçüm olarak Avustralya’nın 2 katı büyüklüğünde olan Mu, günümüzden 12.000 yıl önce şiddetli bir sarsıntı sonucunda suların altına gömülerek yok olmuştur.

Mu kıtasının varlığını ilk olarak öne süren İngiliz araştırmacı Albay James Churcward’tır. Churcward, 1883 te Hindistan görevi esnasında bir başrahiple tanışır. Başrahip Churchward’a bir sır vereceğini söyleyerek onu gizli bir mabede götürür ve Churchward’ın hayatının geri kalanını adayacağı ve üzerine 5 kitap yazacağı Nacaal tablet ve eserlerini gösterir.

Tabletler Naga-Maya dilinde yazılmış olduğundan Churcward 12 yıl boyunca Tibetli rahiplerden bu dili öğrenir. Daha sonraki yıllarda Nacaal tabletlerle benzerliği göze çarpan ve mineralog ve arkeolog olan Dr. William Niven tarafından 1921-1923 yıllarında Meksika’da ortaya çıkarılıp ve hala Meksico müzesinde bulunan 2.600 tablet üzerinde çalışmalar yapar.  İncelediği tabletlerde ”kıtamız battı, biz de buraya kaçtık” yazmaktadır. Bu yazılı tabletler 14 bin yıllıktır ve yapılan karbon testleriyle 14.000 yıllık olduğu da kesinleşmiştir.

Churchward bu konudaki araştırmalarını yoğunlaştırarak ömrünün 50 yılını efsanevi Kıta Mu üzerindeki gizemi çözmeye çalışmakla geçirir. Orta Amerika, Hindistan, Mısır, Sibirya, Orta Asya demeden, 20’den fazla ülkeyi dolaşıp bilgi, kaynak ve tarihi materyal toplar. Mu kıtası ile ilgili tespitlerini belgeleriyle birlikte yazdığı 5 kitapta ortaya koyar. Aslına bakılırsa Churchward’ın bu tabletleri deşifre etmesinden binlerce yıl önce antik Yunanda Platon sular altında kalmış kıtalardan ve kaybolan uygarlıklardan bahseder. Tarih boyunca dünyanın dört bir yanında yaşamış olan bir çok kavim ve milletlerin mitolojisinde Pasifik Okyanusunda bir kıtanın yer aldığına, bu kıtanın üzerinde on binlerce yıl hüküm süren ileri bir uygarlığın yeşermiş olduğuna ve bu uygarlığın yozlaşarak yok olduğuna dair atıflar yer almaktadır.

Örneğin Hintlerin Ramayana destanında, Maya kutsal metinlerinde, Mısırlıların Ölüler Kitabında kısmen ya da açıkça Mu uygarlığından bahsedilir. Sümer efsanelerinden Gılgamış Destanında da tanrı tarafından yaratılan bir tufan sonucu dünyanın büyük bir bölümünün sular altında kaldığı kil tabletlerde anlatılmaktadır. Ayrıca 3 büyük dinin kutsal kitaplarında da yer alan Nuh tufanı olayı da böylesi bir felaketi gün yüzüne çıkarır. Mısır Maya kalıntıları paskalya adası uygarlığı gibi bugün nasıl ortaya çıktığı izah edilemeyen birçok eser ancak bu batık kıta uygarlıklarının varlığıyla mantıklı bir izaha kavuşur.

Yaptığı çalışmalar sonrasında Mu Uygarlığını dini ve mitolojik kimliğinden sıyırıp bilimsel bir temele oturtan ilk kişi yine James Churchward olmuştur.  Günümüz bilim dünyası da Atlantis kıtalarının battığı öne sürülen 14 bin yıl önce dünyada büyük bir jeolojik olayın yaşandığını onaylamaktadır. Ayrıca günümüzde bölgede bir zamanlar anakara üzerinde bir uygarlığın varlığını destekleyen jeolojik ve arkeolojik birçok yeni bulgu keşfedilmiştir.

Örneğin, Büyük Okyanusta sıradağların uzandığı Pasifika plakası keşfedilmiş, Mikronezya’nın Caroline adalarında az nüfusla yapılması mümkün olmayan bazı büyük kalıntılar bulunmuştur. Ayrıca 2. Dünya savaşından önce Japon dalgıçlar denizin altında mercanlarla kaplı caddeler taş kubbeler anıtlar sütunlar ev kalıntıları platin tabutlar ve yazılı taş levhalar bulmuş ve tüm bunlar Churcward’ın kitaplarında ileri sürdüğü tezleri doğrular niteliktedir.

Churchward’ın tespitlerine göre günümüzden yüz binlece yıl öncesinde insanlığın ilk ortaya çıktığı yer Mu Kıtasında uygarlığın 50 bin yıldan daha önce başladığı görülür. Bu tarih arkeolojik araştırmalarla da doğrulanmaktadır.

Efsanevi kıta üzerinde dört farklı ırk, tek tanrılı bir din sembolizme dayalı bir öğretim sistemi ve gelişmiş bir uygarlık yaşamaktaydı. Yazı dilleri farklı olmakla birlikte konuşma dilleri aynıydı. Günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanda da çok daha ilerideydiler. Tüm insanlar büyük bir uyum içerisinde tek tanrılı din inancıyla yaşamaktaydı. Tek tanrı güneş sembolüyle ifade edilirken bu dildeki adı RA idi. Bu yüzden Mu Uygarlığına Güneş Uygarlığı da denilmektedir.

Rahip kral olarak görev yapan liderlerine” Ramon”, bilim adamı olan rahiplerine” Nakov” denilmekteydi. Ra adının daha sonra da Mısır ve M aya dinlerinde de aynı anlamda kullanıldığını görüyoruz. Nitekim bu kıta büyük depremler ve volkanik patlamalar sonucunda 64 milyar nüfusuyla birlikte sulara gömülmeden önce kuzeyden güneye 5000 km doğudan batıya 8000 km ye kadar uzanan 3 kara parçasından oluşan büyük bir kıtaydı.

Günümüzde Polonezya, Micronesia, Melanesia takım adalarını oluşturan adalar muhtemelen bu kıtadan arda kalan parçalardır. Uygarlığın son dönemlerinde o dönemde Mu uygarlığınca kullanılan ileri teknolojiler ve rahiplerin manevi alanda sahip olduğu telepati ve öngörü yetenekleri sayesinde büyük bir yıkımın geleceğini ön gören mu halkı uygarlığın tüm bilgi birikimini toplayıp belli bölgelere göç etmeye başlar. Mu’dan göçen halk çeşitli yerlere yerleşerek önceleri kolonileşen ve daha sonra bağımsızlaşarak imparatorluğa dönüşen en önemli iki devlet Atlantis ve Uygur imparatorluklarıdır.

Mu kıtasından çıkan ve batıya doğru giden göç yolu Uygur imparatorluğunu ortaya çıkarmış ve Asya ve Avrupa’nın büyük bir bölümünü kapsamaktaydı. Mu’nun en büyük kolonisi olan Uygur imparatorluğunun sınırları zaman içerisinde Avrupa üzerinden Atlantik kıyılarına kadar ulaştı.M.Ö1000’li yıllardaki Çin belgeleri Uygurların 15 bin yıl önceki uygarlıklarının zirvesinde olduğunu yazmaktadır.

2. Göç yolu doğuya giden Meksika’nın güneydoğusundan Atlantis kıyısına geçen yoldur. Atlantis kıtasıyla Mu kıtası hemen hemen aynı dönemde batmıştır. Günümüzde bilimsel bulguların ışığında Mu kıtasının Atlantis’ten çok daha yaşlı bir kıta olduğunu, üzerinde yüz binlerce yıl pek çok kültürün oluştuğunu bu kültürlerin ana kıtadan Atlantis’e ve diğer kıtalara yayıldığını öğrenmiş bulunmaktayız.

Mustafa Kemal Atatürk’te Mu kıtasıyla ilgilenmiş ve Türklerin kökeninin bu kıtaya dayandığını varsaymıştır. Atatürk 1930’da James Churchward’un kitaplarından haberdar olur olmaz New York’tan kitapları getirtmiş ve içerdiği bilgileri bir an önce öğrenebilmek için 60 çevirmene kısım kısım taksim ederek hızla çevirtmiştir. Churchward’un 5 kitabından 3’ü Atatürk’ün okuduğu kitaplar arşivinde yer almaktadır. Hatta Atatürk Mu Kıtasıyla ilgili mecliste konuşma bile yapmıştır. Ardından o dönemki tarihçilerimizden olan Tahsin Mayatepek’i Meksika’ya elçi olarak göndermiştir.

Meksika’da Maya kültürünü inceleyen Tahsin Mayatepek, incelemeleri sonuncunda çok sayıda sözcüğün Türk ve Maya dillerinde aynı olduğunu saptamıştı. Bu sözcüklerden biri de Türkçedeki ‘tepe’ sözcüğüydü (Maya dilindeki karşılığı ‘tepek’ idi ve tepe anlamına geliyordu). Bunun üzerine M.K. Atatürk Meksikaya elçi olarak atadığı Tahsin beyin soyadını Mayatepek olarak değiştirmiştir.

Fakat Tahsin Mayatepek’in iki kültür arasında bulduğu ortak noktalar sözcüklerden ibaret değildi; her iki kültür arasında, Mayaların ay yıldızlı davullarından, Şamanik kültüründen, kilim desenlerinden, sembollerinden tüy takma alışkanlıklarına kadar pek çok ortak nokta mevcuttu. Bunun üzerine Atatürk, Türk Tarih Tetkik Cemiyeti kuruluşuna ön ayak olmuş ve sonradan Türk Tarih Kurumu’nu kurmuştur.  Kimi araştırmacılara göre Türkçe’de “baba” anlamına gelen ”ata” sözcüğünün az çok ufak söyleniş farklarıyla dünyanın farklı kıtalarında yaşayan kavimlerin dillerinde bulunması ve bunların hepsinde yine “baba” anlamına gelmesi, bütün bu kavimlerin geçmişte ortak bir kökeni olduklarını ortaya koymaktadır.

Anadolu topraklarına gelen insanların bir özelliği vardır. Burası hem Atlantis’ten hem de Mu’dan gelenlerin birleştikleri bir yerdir. Atlantislilerin göçü Mısır uygarlığını ortaya çıkarmış, Mu uygarlığı da Uygur’ları temel almıştır. Uygur Uygarlığı’nın kaynağı bugünkü Moğolistan ve Gobi çölünün dağ yamaçlarına yakın olan bölgesidir. Anadolu’ya yapılan Oğuz göçleriyle birlikte Mu uygarlığı da Anadolu’ya ulaşmış olmaktadır.

Kaynaklar:

James Churchward : The Children of Mu, 107, 217, 20, 172, 106, 215, 193, 159, 140, 133, 55, 58, 70, 224, 61, 224, 227, 215, 122, 184, 207, 237, 245, 223 p. Brotherhood of Life, Albuquerque, New Mexico, USA 1987

https://www.tarihkomplo.com/2015/03/kayp-kta-mu.html

Batık Mu Kıtası

 Yazan: Ecem Gül Çetin 

 

434 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Solve : *
9 + 22 =


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.