The Revenant: Bitti Derken Hayat Yeniden

Başrolünde “Hugh Glass” karakteriyle karşımıza çıkan Leonardo DiCaprio’nun rol aldığı The Revenant (Diriliş) kelimenin tam anlamıyla olağanüstü bir film. Yönetmen koltuğunda Bird Man adlı filmden hatırlayacağımız akademi ödüllü Alejandro G. Inarritu var. Gerçek tarihi olaylardan esinlenerek oluşturulan Diriliş filmi, 88.Akademi Ödülleri’nde en iyi erkek oyuncu dalında Leanordo DiCaprio’ya Oscar’ı kazandırırken en iyi yönetmen dalında da Alejandro G.Inarritu’ya Oscar’ı kazandırmıştır. Ayrıca 73.Altın Küre Ödülleri’nde kazandığı Drama dalında en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu ödülleriyle en fazla ödüle sahip olurken, 69.BAFTA Ödülleri’nde kazandığı beş ödülle rakiplerine taş çıkartmıştır. Kısaca izlenmesi gereken filmlerin başında geliyor 150 dakikacık Diriliş.

Beyazların ve Kızılderililerin bir kara parçası üzerindeki bitmek bilmeyen savaşlarını anlatan ve “herkes vahşidir”, diğer bir deyişle “vahşi vahşidir” düşüncesine dayanan The Revenant, Amerika’da 1783-1833 yılları arasında yaşamış ve 1823 yılında ayı bozgununa uğradıktan arkadaşları tarafından ölüme terk edilmiş, intikam için yanıp tutuşan cesur ve güçlü bir adamın hikayesini gözler önüne sürüyor. Film dramatikliği öyle bir veriyor ki seyirciye, adeta donup kalıyoruz izlerken. Kaybedişin, savaşın ve caniliğin herkesin içinde olduğunu, hayatta kalmak için devam etmen gerektiğini iğneden iplik geçirir gibi seyircinin kalbine işliyor film. İntikam arzusu, insanın tek sahip olduğu veya onun için en değerli olan varlığın elinden alınmasıyla başlıyor ve bir çöküşten yeni bir doğuş gerçekleşiyor.

The Revenant-diriliş-bizsiziz

Doğanın ne kadar zorlayıcı olduğu ve asıl hakimiyetin tabiat ana da olduğu gerçeği bu mükemmel filmi özgünleştiriyor ve insanın aslında bir doğal seçilimin üyesi olduğu hatırlatılıyor. Soğuğun iliklerimize kadar işlendiği bu kan donduran filmi izlerken şu soru da aklıma takıldı: insan nasıl bu kadar güçlü olur? Bence bu sorunun cevabını siz filmi izleyince daha iyi anlayacaksınız, o yüzden söylemiyorum. Fakat şu gerçeği dile getirmezsem içimde bir ukte kalır: geride bıraktığın yaşanmışlıklar ve hiç bitmek bilmeyen intikam duygusu.

Neden olunan çöküş ve yıkıcılığın etkileri Arika kabilesinden kızını arayan Kızılderili “amcanın”-hadi biz ona öyle diyelim- bir batılıya söylediği söz vicdanlarda bir burukluk bırakıyor filmi izlerken: “Bizden her şeyimizi çalan sizsiniz. Herşeyimizi! Topraklarımızı, hayvanlarımızı.”Olay örgüsü burada farklı işlerken amcanın ağzından dökülen bu kelimeler subliminal mesaj olarak hafızalarda yer bırakıyor, çünkü bir dönem batılıların Amerika’ya medeniyeti getireceğiz deyip gittikleri topraklarda Kızılderililer yaşıyordu. Aslında onları rahatsız eden, medeniyeti getireceğiz deyip yakıp döken batılılardı. Bu durumda karşılık olarak ilkel kabilelerin kan alması şaşılmaması gereken bir durum o dönem şartlarında, “dişe diş” mantığından yola çıkarsak. Peki, medeniyet dediğimiz kavram nedir? Açıkçası burada filmi izledikten sonra sizlere de söz düşüyor. Benim fikrimi soracak olursanız, “medeniyet” dediğimiz kavram gücü elinde bulunduranın haksız davasını sözde haklı bir davaya dönüştürmesi için bir araç. Belki de bu yüzden demiştir Mehmet Akif “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!”

THE REVENANT Copyright © 2016 Twentieth Century Fox Film Corporation. All rights reserved. THE REVENANT Motion Picture Copyright © 2016 Regency Entertainment (USA), Inc. and Monarchy Enterprises S.a.r.l. All rights reserved.Not for sale or duplication.

Son olarak beyazlılar ile vahşi ormanlarda yaşayan insanların arasındaki renk farkı ve batılıların onlara bakış açısı çok iyi anlatılmış filmde, çünkü batı anlayışına göre vahşiden gelen vahşi doğar, kısacası “vahşi vahşidir.” Hugh Glass’ın melez oğluna söylediği nasihat da bu batılı bakış açısına kanıt oluşturuyor: “Sana görünmez olmanı söylemiştim evlat. Hayatta kalmak istiyorsan, çeneni kapayacaksın. Onlar sesini duymaz, sadece yüzünün rengini görür!” Çok can alıcı bir noktadan vuruyor seyirciyi bu sözler, çünkü tarihin gerçeklerine dayanıyor ve bir beyin fırtınası yaşatıyor bana. Bu noktada filmi seyre dalarken, bir şiir yazmama da neden oldu ve şu mısralar aklımın dehlizlerinden süzülüp döküldü bembeyaz sayfaya:
Akrebin yelkovanı geçme hırsı,
Buzulların arkasındaki
Yanardağın lavını söndürmüyor.
Rüzgar daha şiddetli estikçe,
Külleri savruluyor
Diyarlara
Taşın toprağın insanın…
Perdeler var önümüzde
Elimizin tersiyle itemediğimiz…
Gerçeklik saklanmış,
Korkak bir kedi…
Kaçar ağacın kovuğuna.

Sözün özüne gelince, aklınızı perçinleyecek ve sana ne kadar güçlü olduğunu hatırlatacak bir film izlemek istiyorsan Diriliş tam sana göre. Bu mükemmel filmi seyre dalmaya vakit bulursan, içinde bir duyarlılık oluşturacağını ve bir beyin fırtınası yaşatacağını umuyorum. Yorumlarınızı bekliyorum…

Yazar: Öznur Derya Değirmencioğlu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir