Ağrı: Ne Kadarını Ölçebiliriz?

brain-roads-ağrı-bizsiziz

Ağrı: Ne Kadarını Ölçebiliriz?

Hepimizin müzdarip olduğu ağrıların tanımlanması veya tarif edilmesi çok zordur çünkü en başta onları gözümüzle algılamamız imkansızdır. Ağrının vücudun hangi bölgesinden geldiğini ve hangi şiddette olduğunu saptamak için hastaneler hastaya Mcgill Ağrı anketini uygular. Bu yöntem 1970’ler de Mcgill Üniversitesi’nde öğretim üyeleri olarak çalışan iki bilim insanı Dr. Ronald Melzackand Dr. WarrenTorgerson tarafından geliştirildi. Mcgill Ağrı Anketi ayrıca hala ağrıyı ölçmek için yaygın olarak kullanılan bir araçtır.

1970’lerin başlarında; Melzack, hastalarının ağrıyı tarif ediş biçimlerinden yola çıkarak bir araştırma yaptı ve bir liste hazırladı. Ağrıyı tanımlayan sözcüklerin listesini üç kategoriye ayırdı: duyumsal (ısı ve baskıyı içeren sözcükler, batma veya zonklama gibi) duygusal ( ağrıyı duygularla anlatan sözcükler korkunç, mide bulandırıcı, tiksindirici bir sancı demek gibi) ve son olarak değerlendirici (dayanılmaz, dehşet verici veya can sıkıcı bir ağrı demek gibi tecrübelere dayanan ifadeler). Fakat, bu ölçekte bir takım sorunlar var: Acıyı tanımlayıcı olarak gözüken kelimelerin birbirinden çok da ayırıcı yönlerinin olmaması. Örneğin, “korkunç bir acı” veya “dehşet verici bir acı” demek arasında anlamsal farklılık yok denecek kadar azdır.

Çağımızda sıkça kullanılan başka bir yöntem de var: Ulusal Ağrı Derecesini Değerlendirme Ölçeği (PQAS). Hastalara 1’den 10’a kadar dereceli bir ölçek gösterilir ve ağrıyan yerin şiddetine göre derecelendirmesi istenir. Bu yaklaşımdaki problem 1’den 10’a kadar olan ölçeğin acı derecelendirme belirsizliğidir. Örneğin;“10 acı derecesi” hayal edilebilir hassaslıktaki en yoğun ve şiddetli ağrı olarak kabul görür. Bu noktadaakıllara şu soru takılıyor: bir hasta en kötü acıyı nasıl hayal edebilir veya en şiddetli acı onun için nedir ve bu şartlar altında nasıl objektif bir şekilde acısını numaralandırabilir? Örnek verecek olursak; hiç askere gitmemiş orta gelirli İngiliz erkekleri diş ağrısından veya tenis yaparken geçirdiği küçük bir kazadan dolayı çektiği acıdan ötesini hayal etmede zorlanacaktır. Doğum yapan kadınlar ise geçirdikleri her ağrıya 3 veya 4 aralığı verme olasılıkları daha yüksektir çünkü onlar için en büyük acı doğum anı olmuştur.

Uluslararası ağrılar üzerine araştırmalar yapan, 2002’de kurulmuş bir organizasyon olarak bilinen Londra Ağrı Consortiyum’undan Prof.Stephen McMahon bu konu hakkında şu sözleri dile getiriyor:

“Ağrıyı ölçmek gerçekten zor bir iş ve hala onunla alakalı çözmeye çalıştığımız birçok problem var.”

“Bence, ağrıyı ölçmek için kullanılan numaralandırma sistemi aşırı basitleştirilmiş. Ağrıyı tek yönlü düşünmemek lazım. Acıyı bir tek ölçek üzerinden saptayamayız, diğer etkileri de ele almamız gerek. Şöyle ki; ağrının ne kadar vücudu tehdit edici bir unsur olduğu, duygusal olarak ne kadar rahatsız edici olduğu ve acının ne şiddette dikkati dağıttığı gerçeğine de bakmalıyız. İlaçların etkisini anlamak için hastanın istenilen sonucu göstermesi gerektiğini düşünen regülatörler muhtemelen, ağrı ölçmeyi takıntı haline getirdi. Bununla beraber, Amerika Yiyecek ve İlaç Yönetimi tanımlanması güç sayıları sevdiler. Bu yüzden,ağrılar tek yönlü ölçme konusu oldu.”

Bilimde Öznellik Gerçeği

Ağrı çok keskin veya kronikleşmiş de olabilir. Keskin ağrı sürekli olmayan veya kesik kesik kendini hissettiren rahatsızlık olarak tanımlanır ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Kronik ağrı ise uzun süre devam eder ve her gün ayrı bir rahatsızlığı, şikayeti beraberinde getirir. Hastalar belli bir vakitten sonra ilaçlara karşı bir direnç oluşturduğundan dolayı başka tedavi yolları da bulunmalı.

Londra’nın merkezinde bulunan “The Pain Management and Neuromodulation Centre” Avrupa’nın en büyük ağrı araştırma merkezidir. Kanada, Abd, İngiltere gibi özel yerlerde anastezi alanında çalıştıktan sonra Irak’ ta ilaç üzerine araştırma yapan Dr.Adnan Al-Kaisy bu merkezin başında bulunmaktadır. Dr. Adnan Al-Kaisy’e hastalarının kim olduğu ve genellikle ne türden ağrılarla ona başvurdukları soruluyor ve şöyle diyor: “hastalarımın %55-60’ı sırt ağrısından muzdarip. Bunun nedeni ise üstümüze düşen görevleri yerine getirmememiz. Hareket etmiyoruz, yürümüyoruz. Çoğumuz bilgisayar başında saatlerini geçiriyor, bu da vücudun sırt bölgesine baskı yapmasına neden oluyor. Al-Kaisy ayrıca son 15-20 yılda sırt ağrısı şikayetlerinin arttığını dile getiriyor.
Al-Kaisy’e hala onların Mcgill değerlendirme ölçeğini kullanıp kullanmadıklarıyla alakalı bir sor yöneltiliyor. “Ne yazık ki evet” diyor Al-Kaisy. “Bu ölçek öznelliğe dayanıyor, ama ağrı hastanın günlük hayattaki rutinine bakılarak da ölçülebilir, bu yüzden biz hastanın uyuma düzenine, yürüme veya ayakta durma dayanıklılığına ve iştahına da dikkat etmeye çalışıyoruz.”

Dr.Al-Kaisy ayrıca öznel bilgiyi bilimsel ve objektif bir veriye dönüştürmenin problem olduğunu belirtiyor, “South Bank Üniversitesi’nden Prof.Raymond Lee ile ağrının neden olduğu hastalıklara objektif bir ölçek geliştirmeye çalışıyoruz. Onlar accelerometer gibi bir alet geliştirmeye çalışıyorlar. Bu materyal hastaların ne kadar engelli veya ne kadar aktif olduklarıyla alakalı veriyi elde etmede yardımcı oluyor ve onların oturuş şekline veya duruş şekline bakarak ağrının nedenini bulmakta kolaylık sağlıyor. Hastaya ne kadar acı çektiğini sormaktan veya acısını derecelendirmesini istemekten kurtulmak gerçekten istiyoruz.”

“Bazı hastalar sırt ağrısından daha şiddetli ağrılarla bize başvuruyor” diyor Al-Kaisy. Bir hastasının -ona biz Carter diyelim- kasığındaki şiddetli yanma ve batma ağrısıyla ona geldiğini söylüyor. Rahatsızlığının adı “ilioinguial neuralgia” dir. Bu konu hakkında Al-Kaisy, “O bize gelmeden önce kasık bölgesinden bir operasyon geçirmişti ve kasık bölgesindeki bir siniri alınmıştı. Ağrısı ve sancısı dayanılmaz boyuttaydı… Hayatı altüst olmuş ve kariyeri bitme noktasına gelmişti ” diyor. Al-Kaisy Carter üzerindeki başarısını ve nasıl acısını dindirdiğini şu sözlerle dile getiriyor:

“Biz “dorsal root ganglion” adlı bir uyarıcıyı ona verdik. Bu uyarıcıyı omurga kemiklerinden birinin altına yerleştirdik. Bu uyarıcı sayesinde gerçekleşen sinirsel uyarılar, beyne ve omurilik soğanına ulaştı. Böylelikle, dışsal güç bataryasıyla bağlanan kistik oluşuma kısa bir tel yerleştirerek bu alandaki yeni bir tekniğe öncülük ettim. 10 gün sonra ağrının şiddetinin %70 oranında azaldığını gözlemledik- hastanın kişisel yorumlarını da esas alarak. Carter bana hayatını değiştirdiğimi ve neredeyse sancının tamamen kesildiğini ve artık eski hayatına kaldığı yerden devam edeceğini söyledi… Bu çok güzel bir sonuçtu. Bu sonucu diğer tedavi biçimlerinden almak neredeyse imkansız.”

Ağrı Paradigması

Oxford Nuffield Klinik Nöroloji Bölümü’nün başında bulunan Prof. IreneTracey, ağrıyı değerlendirme konusunda en büyük yanılgılardan birinin ortaya çıktığını ve kronik ağrıların kısa süreli ağrıların bir devamı olmadığını, kendi yolunda farklı bir mekanizmaya sahip olduğunu dile getiriyor.

Tracey’nin ağrıyı tanımlama biçimi de farklılık gösteriyor ve ağrıyıhedonik (hissel, duygusal,psikolojik) açıdan değerlendirmeyi de unutmuyor. O ayrıca ağrının hoşnut olunmayan bir vaziyetten sizi daha iyi bir vaziyete sokacağının altını çiziyor. Tracey,“Bu sene Londra Maratonuna katıldım. Çok fazla egzersiz ve çaba gerektiriyor. Bu yüzden kaslarını da zorlamış oluyorsun, birkaç gün içinde acılar içinde kıvanmana sebep olabiliyor ama bu ağrı diğerlerinden farklı bir acı: hoş. Ben bir masoşist (ruhsal veya fiziksel acıdan hoşlanan kimse) değilim, fakat kaslarımın acısını düşündüğümde vücudum için sağlıklı bir şey yaptığımı düşünüyorum. Bu beni iyi hissettiriyor ”diyor.

Tracey’ e doktorlar ve hastalar arasındaki algılayış farklılıklarıyla ilgili bir soru yönelttim ve bana şu şekilde cevap verdi: “Ağrının neyden ötürü olduğunu anlamak gerçekten çok zor, çünkü ağrı ağrıyan yerden değil de vücudun farklı bir noktasında meydana gelen bir sakatlıktan dolayı da oluşabilir. Hastam bana “ ağrım işte burada, dayanamıyorum” derse, ben ilk önce bu ağrının bağlantı noktalarına bakarım. Bu noktada toplumca kabul edilen bir önyargı var: Eğer ağrıyan bölgede hiçbir yara izi, morarma, şişlik ve kızarma gibi yan etkiler görmezsek, hemen “hadi canım sende. Fazla abartıyorsun ağrını. Hani bak ben bir şey göremiyorum” diyoruz. Bu gerçekten çok yanlış.”

Tracey Neuroimaging yönteminin kişinin ağrısına objektif bir bakış açısı getirdiğini belirtiyor: “Neuroimaging, gördüğünle sana söylenen arasında bir köprü oluşturuyor. Hastanın sancısını X-ray ışınlarıyla göremesek de, hastanın niçin acılar içinde kıvrandığını bu yöntem sayesinde açıklayabiliriz…” Diğer yandan, ağrının kolay bir şekilde bu yöntemle saptanamayacağını da söylüyor. “Brain imaging beyin bağlantıları ve nasıl çalıştıkları konusunda bize yön verdi. Tabiki; o acı ölçme aleti değil. O anatomiye, fizyolojiye, vücudun nörokimyasına fantastik bir bakış açısı getiren bir alettir. Ağrının neden olduğu ve nasıl bir yol izleyeceği hakkında bilgi verir ve arızayı onarmaya yardım eder.”

Tracey ayrıca Al-Kaisy’nin bel kemiği uyarıcı teli gibi bazı tedavi yollarının etkinliğini de söylüyor, “Şimdilerde kafana yerleştirdiğin ve beynini uyararak belli etkilere neden olan cihazlar var. Hastalar için çok kullanışlı bu cihazlar, hastalar günlük hayatlarında kullanabiliyor. Klinik araştırmalar sonucunda, bu cihazların hastaları rehabilite ediyor ve ani ağrılara da iyi geliyor. Bu cihazlar oyun endüstrisinde kullanılan, çocukların kafasına taktıkları cihazlara benziyor. Beynimizi kullandığımızda oluşan elektriksel aktiviteler oyun endüstrisine fikir verdi. Bu sayede teknoloji gelişiyor ve biz de bu teknolojiyitıbta kullanabileceğimizi düşünüyoruz.”

Beyin ve Vücut

The International AssociationfortheStudy of Pain (IASP)’e göre, ağrı;“hoşnut olunmayan bir duyu ve gerçek veya potansiyel olarak zarar gören dokuların sonucunda oluşan duygusal tecrübe” olarak tanımlanır. Bu tanım ağrıya bütünsel bir bakış açısı getiriyor.
Ağrı Amerika’da tek bir neden için tıbbı araştırma konusu oldu. Amerika’da yaklaşık 100 milyon insanın kronik ağrı şikayeti var ve bu kronik ağrılardan dolayı birçok insan çalışamıyor. Araştırmalar sonucunda kaybolan çalışma saatlerinin 1.5 trilyon dolara mal olduğu ortaya çıktı.

Laboratuvarlar;migren, fibromiyolji (kas romatizması) ve en şiddetli ağrı biçimi olan sırt ağrısı gibi hastalıklar için araştırma başlattı. Sırt ağrısını geçirecek alternatif, özel tedavi biçimleri bulmak için 10 milyon dolar ayrıldı. Sırt ağrıları için özel tedavi biçimleri akupunktur, mindfulness (farkındalık, uyanmak, kendimizle baş başa kalma terapisi), kognitif davranışsal terapisi ve real time neurofeedback sıralanabilir. Laboratuvarlar bu tedavileri ciddi bir şekilde ele alıyor ve daha geniş bir veri elde etmek için hastaların ağrılarını göz önünde tutuyor.

Bilim adamları ağrılardan müzdarip olmayanlarla kronik ağrı çekenleri içinde bulunduran 400 insanı denek yaptı. Denekler önce görsel sonra da duyusal testlere maruz bırakıldı. Katılımcılar bir kova suyun içine çıplak ayaklarını soktu ve onlar acı hissedene kadar bu deney sürdü. Sonrasında deneklerin kollarından birine potansiyel uyarıcı olarak ısı maruz bırakıldı ve denekler acı hissedene kadar ısı yavaş yavaş arttırıldı. Son olarak, deneklerin derilerine iğneyle baskı uygulandı ve onlar herhangi bir rahatsızlık hissedene kadar deney devam etti.

Bu üç aşamadaki amaç, insanların acıya karşı ortalama duyarlılıklarını veya ne kadar acıya karşı toleranslı olduklarını belirlemek. Deneklere mindfulness veya akupunktur gibi alternatif tedavi biçimleri de uygulandı.

Human Pain Laboratuvarı’nın başında bulunan Dr. SeanMackey ağrının aslında ne olduğu hakkında en güncel bilgiyi veriyor: “Ağrı vücudumuzun duyusal sinir sisteminin potansiyel ağrıya karşı cevabı ve beynin inhibitör sisteminin işlevsiz hale gelmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor…” Mackey ayrıca, “Ellerde, yüzde, genital bölgede ve ayakta diğer bölgelere nazaran sinirler daha yoğun olmasına rağmen sırt ağrısının %28 oranında en sık rapor edilen ağrıdır. Ağrıdan kurtulmak için intihar edenlerde vardır. Şiddetli baş ağrıları veya sinirsel yanık ağrıları hastaların daha kötü düşünceler içine girmesine de neden oluyor” diyor.

Çevirmen:Öznur Derya Değirmencioğlu
Kaynak:arstechnica

Bir Cevap Yazın